EŞİMLE BİRBİRİMİZE ZIT İKİ HAYVAN GİBİYİZ

Bazı güzel kadınlar erkekleri yıkar geçer. Kadınları kıskançlıktan çıldırtır. Monica Belluci de onlardan biri ama tek farkla; o kadınlara da kutsanacak özelliklerini hatırlatıyor. Şu an 46 yaşında ve ikinci çocuğuna hamile. Aşkı da, anneliği de, kadınlığını da tutkuyla yaşıyor. Kendisi ile Paris’teki evinde buluştuk. Özel çekim eşliğinde yaptığımız söyleşide, karşımızda gizlisi saklısı olmayan bir Monica vardı. Kocasıyla ilişkisini, güzel kadınların dünyasını ve oyuncu olarak aldığı tepkileri anlattı…

SERRA YILMAZ

Erkeklerin  düşü Monica Bellucci ile bir görüşme yapacağımı öğrendiğim an, hakkında hiçbir şey okumamaya karar verdim. Kafamda zaten o güne dek edindiğim izlenimler vardı. Bakalım sohbetimiz sayesinde keşfedeceğim kadın bu izlenimlere uyacak mıydı? İlk düşüncem rahat biri olduğuydu ki, gerçekten öyle. Bu tabii biraz İtalyan olmaktan gelen bir özellik. İtalyanca’da genelde sinema, tiyatro çevresinde ‘siz’ kullanılmaz, herkes ‘senli benli’dir. Yıllar önce Bernardo Bertolucci’ye ‘siz’ demiş ve onu çok şaşırtmıştım. Dönüp hayretler içinde: “Bana siz mi diyorsun?” demişti. Görüşmemiz gereken gün Monica da cep telefonumdan arayıp hamileliğinin beşinci ayına girdiğini ve pek keyifli olmadığını, doktorunun evden çıkmamasını söylediğini, gayet rahat bir biçimde iletti… Tüm program altüst oldu, ama fotoğraf çekimi ve sohbet, o sırada bir sürü ustanın işgali altında bulunan evinde yapıldı bu vesileyle.
Monica, Paris’in içinde, sıradan ve değişik kökenli birçok topluluğun yan yana yaşadığı ‘gerçek’ bir mahallede oturuyor. Evi de gayet hoş, tam olması gerektiği kadar. Aşırı büyük değil, ama zevkli, insanın kendini rahat hissettiği bir mekân. Evin içinde bir sürü İtalyan çalışan söylene, konuşa dolaşıyor…
Kızını arkadaşına yollamıştı ve aslında saat 18.00’e dek bize zaman ayırmış olmasına rağmen evinden çıktığımızda saat 19:30’du.
Fotoğraflarında hep dolgun vücutlu görünmesine karşın gerçek hayatta hiç de öyle değil; bence kemikleri çok ince ve hakikaten çok güzel bir kadın. Çok da cesur; çünkü az sayıda oyuncunun cesaret edebileceği rolleri kabul etti.

KENDİNİ HEM ÇOK GÜZEL HİSSEDEN HEM YAŞAMA SEVİNCİYLE DOLU BİR KADIN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. DAHA ÖNCE YÜZ YÜZE GÖRÜŞMESEK DE SENİ FİLMLERİNDEN, RÖPORTAJLARINDAN TANIYORUM. BURAYA GELMEDEN ONLARI AÇIP TEKRAR OKUMADIM TABİİ, ETKİLENMEK İSTEMEDİM. BANA FİZİĞİYLE TAKINTILI OLMAYAN, KENDİSİYLE GEREKTİĞİ KADAR İLGİLENEN, ‘CANLI’ BİRİ GİBİ GELİYORSUN. YANILIYOR MUYUM?
Olaylara olumsuz değil, olumlu yaklaşan bir insan olduğum doğru. Beni ilgilendiren, görünümden ziyade insan faktörü olmuştur hep. Bir natürmort gibi, yaşamla, insanın yaşamdaki yeriyle ilgilenirim. İnsan olmak diğer her şeyden daha önemlidir. Yaşama sevincime gelince, belki de melankoliyi bertaraf etmenin bir yoludur diye düşünüyorum; çünkü hepimiz çok karmaşık varlıklarız.

ÇOK HAKLISIN. BEN DE EĞER KİŞİNİN YAŞAMA SEVİNCİ OLURSA OLAYLARIN DİĞER YÖNÜNÜ, HAYATIN DAHA İYİ YÖNLERİNİ GÖREBİLECEĞİNE İNANIRIM.
Melankolik bir yanım var. Ama olaylara pozitif bir bakış açım da var. Bunalım yaşamaktansa olumlu olana yönelerek bundan kaçmaya çalışırım. Bu, hayatı da birçok açıdan basitleştiren bir şey aslında. Bana ilerleme, hep ileri gitme gücünü vermiştir bu yanım; arkadaşlıklarımda, aşk hayatımda, iş ilişkilerimde benim itici gücüm olmuştur.

“GÜZELLİK MERAK UYANDIRIR”

SENCE GÜZEL BİR KADIN OLMAK NE DEMEK?
Güzel bir kadın olmak… Eğer yaşamda bazı şeyleri kolaylaştırmadığını söylersem yalan söylemiş olurum. Güzellik birçok şeyi çok kolaylaştırıyor. Çünkü güzellik, merak uyandırıcıdır. Başka hiçbir şeyi görmeden, sadece güzellikle karşı karşıya gelmek insanda merak uyandırır.

MERAK, HAYRANLIK, HASET VE KISKANÇLIK DA…
Evet, bir sürü farklı duygu uyandırır. Sanırım güzellikle yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Tabii hepimizin bildiği gerçeği de göz ardı etmeyelim; tek başına güzelliğin ömrü çok kısadır. Güzel bir insanla karşılaşıp, başka hiçbir niteliği olmadığını görürsek, bu kişi hakkında duyduğumuz merak, hayranlık çok kısa sürer. Bunun tam tersi de doğrudur. Çok sempatik, zeki, eğlenceli ve karizmatik birisiyle tanışırsan bir süre sonra onu çok güzel bulmaya başlarsın, sıradan bir fiziği olmasına rağmen sana çok ilginç gelir.

GÜZELLİĞİN TANRI’DAN TAVSİYE MEKTUBU GİBİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRÜM. AMA BU İŞİN BİR YÖNÜ. AVANTAJLARI OLDUĞU KADAR DEZAVANTAJLARI DA VAR. GÜZELLİĞİN HANGİ DEZAVANTAJLARINI YAŞADIN?
Elbette güzel olmanın dezavantajları da var. Güzel olmak belirli önyargıları da beraberinde getiriyor. İnsanlar şöyle demeye eğilimli: “Güzel ama …” Çünkü senin de dediğin gibi güzellik insanda merakın yanı sıra kıskançlık da uyandırıyor. O yüzden gerçekten insanlar bazen olumludan ziyade olumsuz yanları görmeye eğilimli oluyorlar; küçümsemek istiyorlar. Tornatore’nin ‘Malena’ filminde olduğu gibi aslında.

GERÇEKTEN  DE ERKEKLER ÜZERİNDE ÇOK GÜÇLÜ BİR ETKİSİ VAR GÜZELLİĞİN. KORKU DA UYANDIRIYOR.
Haklısın; aslında erkeklerin güzel bir kadınla ilişkileri asla normal olmaz. Kadınlar da, erkekler de merak ettikleri kadar, uzak da dururlar. Güzellik diğer insanlarla aranda bir mesafe yaratıyor. Romantik ilişkilerde, erkekler seni güzel olduğun için merak ediyor ve çekici buluyor; fakat yine aynı sebepten yaklaşmaya korkuyor. Birçok erkek de aslında güzel bir kadınla yaşayamayacağı için uzak durur. Stres yaratır güzel bir kadınla olmak.

ONLARA FAZLA GELİRSİN, BAŞA ÇIKAMAYACAKLARINI DÜŞÜNÜRLER.
Kesinlikle. Bir de seni alıp yok etmek isteyenler var. Güzel olduğun için ezmeye çalışırlar. Aslında güzellikle ilgili tüm bu konuştuklarımızı bir kenara koyarsak, güzellik sadece dış görünüşle ilgili bir güçtür; çok da kısa ömürlü bir etkisi vardır. Çünkü seni etkileyen uzun vadede fiziksel görünümden ziyade kişinin içindeki güçtür, ruhunun inceliğidir. Çok güzel kadınlar tanıyorum ama hayatları berbat; çünkü karakterleri yeterince güçlü değil; sevimli ama ince ruhlu, akıllı kadınlar ise çok başarılı oluyor. Güzelliğin tek başına bir nimet olduğunu söyleyemem dolayısıyla. Hayatı daha zengin kılan öğelerden biri olabilir ancak.

ZIT KUTUPLAR

CASSEL İLE NASIL TANIŞTIĞINIZI SORMADAN GEÇEMEYECEĞİM. O MU SENİ TAVLADI, SEN Mİ ONU?
Aslında bir film çekimi sırasında tanıştık. Çok farklı kişileriz. Hem karakter hem de fizik olarak birbirine zıt iki hayvan gibiyiz. Zıt kutuplar birbirini çeker derler. Sonuç olarak 15 yıldır birlikteyiz. Bana, “Nasıl mümkün oldu böyle bir şey?” diyorsan, ben de bilmiyorum. Çünkü aşkta hiçbir zaman mantık yoktur. “Neden o?” diye soramazsın, ya da ne kadar süreceğini bilemezsin. Karşılıklı bir merak; çünkü aramızda çok fark var. Ben hayatımı her zaman günlük yaşarım; ertesi gün ne olacağını oturup düşünmem. Fakat bizim durumumuzda, sanırım ikimiz de birbirimizi merak ettik. Sebebinin aramızdaki farklılıklar olduğunu düşünüyorum. İlişkimiz bu şekilde başladı.

OLAYLARIN NASIL GELİŞECEĞİNİ, İLİŞKİNİN NE KADAR SÜRECEĞİNİ BİLMEMEK BENCE DE GÜZEL BİR ŞEY.
Bence önemli olan karşınızdaki kişinin zamanla nasıl değişeceğidir. Eşimi tanıdığımda 28 yaşındaydı, gençti, kariyerinin başındaydı. Hayatında neler olacağını, olayların nasıl gelişeceğini bilmiyordu. Aradan 15 yıl geçti; onun bu sürede geçirdiği evrim çok hoşuma gidiyor. Özel yaşamında, işinde gelişti, artık olgun, 43 yaşında ve bir baba kendisi. Bunlar bende sevginin yanında saygı da uyandırıyor ve bir ilişkide bu çok önemli bir nokta.

İKİNİZİN DE KARİYERLERİNİZİ PARALEL OLARAK YÜRÜTEBİLMENİZ VE BU ALANDA BAŞARILI OLMANIZIN DA MUTLULUĞUNUZDA BÜYÜK ROLÜ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. BİRİNİZ BAŞARILI OLMASAYDI SORUNLAR ÇIKABİLİRDİ.
Mutlaka. Eşimin babasından (Jean-Pierre Cassel), kaynaklanan bir şöhreti de vardı; o bunu aşmak için, kendi adını duyurmak için çok çalıştı. Bunu da planlayarak yapmadı; aktörseniz hesap kitapla bir yerlere varamazsınız; ip üstünde cambaz gibisiniz.

ANNE OLMAK NASIL BİR DUYGU? İKİNCİSİNE HAMİLESİN.
Bende anne olma arzusu, ihtiyacı, hayatımın ilerleyen yıllarında uyandı. Daha önce günlük yaşıyordum; göçebe gibiydim, sürekli geziyordum, eşyalarım hep bavulumda hazırdı. Sonra bir aşamada anne olmak istediğimi fark ettim. Çok şanslıyım, beş sene önce kızım Deva doğdu. Hayatımın en güzel deneyimiydi. İnsan olarak, kadın olarak daha çok şeyi anlamamı sağladı, beni olgunlaştırdı, kendimi dolu hissetmemi sağladı. Bilmem anlatabiliyor muyum? Bütün olduğumu, tamamlandığımı hissettim. Verme kapasitemi fark ettim; çünkü annelik vermekle ilgili bir şey. Belki de bu yüzden bu kadar geç çocuk yaptım. Daha önce bu kadar vermeye hazır değildim. Genç anneleri yanlarında çocuklarıyla görünce hâlâ “Aman Allahım” derim. Bana çok zor gelirdi.

“SİNEMA GİZLİ DÜŞÜMDÜ”

BEN ÇOK GENÇ YAŞTA ANNE OLDUM. 25 YAŞINDAYDIM, KIZIM ŞİMDİ 30 YAŞINDA. HEM ÇOK GENÇTİM HEM DE HAYATIMIN EN YOĞUN VE KARMAŞIK DÖNEMİYDİ. ÜLKEDE DE SORUNLAR VARDI. BEBEKLİK DÖNEMİNİ DOYASIYA YAŞAYAMADIĞIMI DÜŞÜNÜYORUM. PİŞMANLIKLARIM VAR. AMA ŞİMDİ BUNLARI ONUNLA KONUŞABİLİYORUM. GENÇ YAŞTA ANNE OLMANIN AVANTAJI ŞU: ÇOCUĞUNLA ARKADAŞ GİBİ OLABİLİYORSUN. BİZ BERABER GEZİYORUZ, DANS ETMEYE GİDİYORUZ. İKİNCİ KERE ANNE OLMAYI DÜŞÜNÜRKEN ARADAKİ FARKI ANLADIM. İKİ DURUMDA DA GÜZEL TABİİ.

Açıkçası şu anda kızıma vakit ayırmak bana zor gelmiyor.

BEN DE KIZIMA ÇOK ZAMAN AYIRDIM, AMA ÇOK HUZURLU DEĞİLDİM. BENCE DAHA İLERİ YAŞTA ÇOCUK SAHİBİ OLDUĞUNUZDA DAHA HUZURLU VE DENGELİ OLABİLİYORSUNUZ; DAHA FAZLA KAFANIZI ONA VEREBİLİYORSUNUZ.
Çocuk yapmak ve bunu yapmanın zamanı bence kişiye özel. Her kadının koşulları ve kişiliği farklıdır. Benim durumumda bu daha geç olmalıydı. Benim için doğru seçim buydu.

SEN ÇOCUKKEN OYUNCU OLMAYI İSTİYOR MUYDUN?
Evet, ama gizli bir düştü bu: çünkü koşullar farklıydı. Umbria’da ufak bir şehirde, Castello’da yaşıyorduk; sinema  bana çok uzaktı. Çocukken ve gençliğimde bol bol sinemaya gitmekle yetindim.

BU ÇOK ETKİLİYOR. BEN DE ÇOCUKKEN HEP TİYATROYA VE SİNEMAYA GİDERDİM.
Kızım da öyle. Sinema ve tiyatroya bayılıyor. İnsanın hayal gücünü geliştiriyor. Yapmak istediğim kesinlikle oyunculuktu; fakat bunu kendime bile itiraf etmemiştim. Liseden sonra hukuk eğitimi aldım; başka ilgi alanlarım vardı. Modellik, mankenlik yapıyordum. Bu sayede ekonomik olarak bağımsız olabildim. O dönemde ayrıca fotoğrafla da çok ilgiliydim. Üç yıl fotoğraf ustalarından eğitim aldım. Sinemaya adım attıktan sonra ise adeta bağımlısı oldum. Kolay bir geçiş de olmadı bu. Moda geçmişim dolayısıyla insanlar bana sadece güzel bir yüz olarak bakma eğilimindeydi. Başlarda epey zorlandım.

BANA DA TÜRKİYE’DE HEP SORARLAR, MANKENLİKTEN GELİP TİYATROYA BAŞLAYAN MODELLER HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUM, DİYE. BU İNSANIN İÇİNDEN GELEN BİR ŞEYDİR.
Evet, insanların geçmişleri önemli değildir.

BEN GEÇMİŞİ TİYATRO VE SİNEMA OLMAYANLARIN SİSTEMATİK OLARAK KÜÇÜMSENMESİNE KARŞIYIM. DENERSİN, BAŞARILI OLURSUN VEYA OLMAZSIN.
Kesinlikle katılıyorum.

ÖRNEĞİN YAKIN ZAMANDA TÜRKİYE’DE BİR RESSAM TİYATROYA BAŞLADI VE İNSANLAR BUNU SORUN ETTİLER. BİR AKTÖR RESİM YAPTIĞINDA ELEŞTİRİLİYOR MU Kİ?  BEN BU DURUMU ÇOK TATSIZ BULUYORUM. ÖZELLİKLE ERKEK VE KADIN OYUNCULAR  EĞER MANKENLİKTEN GELİYORLARSA SADECE GÜZEL OLDUKLARI İÇİN İŞİ ALDIKLARI DÜŞÜNÜLÜYOR.
Türkiye’yi bilemem tabii, ama bu açıdan bakıldığında ben çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Her şey yolunda gitti ve ben hakkımdaki önyargıları çürütmeyi başardım. Yıllardır oyunculuk yapıyorum ve bununla tanınıyorum. Elbette hâlâ öğrenecek çok şeyim var, bunun farkındayım. Öğrenme fırsatım da olacak, bunu da biliyorum.

“PARİS’E TAPIYORUM”

TİYATROYA GEÇMEYİ HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?

Tiyatro beni büyülüyor, çok seviyorum. Fakat tiyatronun bazı yönleri var ki, benim sonum olabilir; örneğin ben sekiz ay boyunca sürekli aynı sahneleri oynayabileceğimi sanmıyorum. Her an yeni ve değişik şeyler olmasına alışkınım. Değişiklik hayatımın bir parçası çünkü. Tiyatro yapabilmem için beni gerçekten baştan çıkaracak bir oyun olması lazım. Kendimi kaybettirecek ki, hayat tarzımı değiştirebileyim.

PARİS’TE YAŞAMAK NASIL BİR DUYGU?
Paris’e tapıyorum. İlk defa Paris’e geldiğimde 17 yaşındaydım. İtalya’nın ufak bir şehrinden bir metropole gelmek tabii ki çok sarsıcı bir deneyimdi. Tamamen büyülenmiştim. Yine çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Benim olmayan bir şehre alışabildim.

İTALYA’NIN NELERİNİ ÖZLÜYORSUN?
Açıkçası İtalya ile ilgili özlediğim fazla bir şey yok; çünkü çok sık gidip geliyorum. Roma’da bir evim var. Bir üçgen çiziyorum. Vaktim Paris, Roma ve Londra arasında geçiyor. Tabii eğer hiç İtalya’ya gitmesem herhalde ölürüm. Her şeyini özlerim.

İKİ GÜN İÇİN BİLE OLSA DÖNMEM LAZIM DİYORSUN…
Kesinlikle. Köklerim benim için çok önemli. Zaten önemli işlerimin çoğunu hep İtalya’da hallederim.

SEN DE BENİM GİBİSİN, BULUNDUĞUN YERE UYUM SAĞLIYORSUN, BULUNDUĞUN YERDESİN.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s