Gerçek Bir Star “Scarlett johansson”

O, yıllardır bir ikonun yükselişini inançla bekleyen Hollywood’un yeni güneşi olabilir. Film eleştirmenleri “Daha değil” dese de, 25 yaşındaki Scarlett Johansson, Woody Allen’ın himayesinde, deri kostümlere sokacak seksi kız arayan aksiyon filmi yapımcılarının hayalinde yükselişini sürdürüyor. Bu ay çıkacak albümüyle Brigitte Bardot’luğa soyunuyor, Marilyn Monroe’nun hayatını oynama teklifini değerlendiriyor. Peki, gerçek bir film ikonu olmak için gerekenlere sahip mi?

Geçtiğimiz eylül, aktör Ryan Philipps ile evlenen Scarlett Johansson, “Bazı kızlar ömür boyu düğünlerini hayal eder. Benimki biraz kendiliğinden oldu” diyor…

Scarlett Johansson’ın yeni albümü ‘The Break Up’ 8 Eylül’de Atco Records etiketiyle piyasada.

Serge Gainsbourg, “Hayatımda üç kenarı da eşit bir üçgen var: Gitanes, kadınlar ve alkol” demişti. Brigitte Bardot ve Jane Birkin’le ilişkisi de, zaten alkol ya da sigara bağımlılığı gibi tutkuluydu. Gainsbourg, dört evlilik yaptı. Hayatını paylaştığı tüm kadınların içinde yabani bir hayvan vardı sanki. Bardot gibi dönemin seks ikonlarıyla yaşadığı ilişkiler, güzel kadınlarla birlikte olan karizmatik müzisyen klişesinden uzaktı. Gainsbourg, aynı seksi kedi imajını yumuşakça üzerinde taşıyan Marilyn Monroe ile yapamazdı örneğin. O kayıtsızlığa, biraz huysuzluğa ve melankoliye âşık oluyordu. Yetimhanede büyüyen, çocuk yaşta tacize uğrayan Monroe’nun dağınık çarşaflarla belli belirsiz vücudunu örttüğü çıplak pozlarına rağmen, üzerinde inanılmaz bir güvensizlik vardı. Kendini korunmaya muhtaç hissediyordu. Kameraya yansıttığı imajıyla, içindeki korkak kız çocuğunu maskeliyordu. Bardot ise, objektifi sevmiyordu. Flaşlardan sıkılıyordu. Fotoğraf çekimlerinde lensin derinliklerine hırlayan kızgın bir kedi gibi bakıp, sigarasının dumanını üflüyordu. Tam da Serge’in sevdiği gibi huysuz bir Fransız’dı.

ALAYCI NEW YORKLU

Bugün, 40 yıl öncesinin ihtişamlı film yıldızlarının asla silinmeyen ama tozlanan anılarının yerine taze bir şeyler koyma çabasındayız. Marilyn dönemini de, Bardot fenomenini de zamanında görüp yaşamış 74 yaşındaki Woody Allen, 30 sene önce de, filmlerinde Mia Farrow ve Diane Keaton gibi çizgi dışı oyuncuları, onlara çok yakışan nevrotik, pasif, agresif, obsesif kadın rollerine yerleştiriyordu. Onun da dehası, kadınlarda sadece güzellikle yetinmesine hiç izin vermedi. Allen’ın kariyerinin dönüm noktası, Scarlett Johansson’la yollarının kesişmesi oldu. ‘Match Point’teki baştan çıkarıcılığının içinde çaresizlik, çaresizliğin altında bin tilki, tilkinin gözünde kedi yavrusu olabilen Nola karakteri, Woody’nin ağzını sulandıracak kadar yakışmıştı Scarlett’e.

Sarışın, kıvrımlı, dolgun dudaklı, buğulu sesli bir kadının, basit stereo tiplerden saatli bomba yaratmayı iyi bilen Woody Allen’ın elinde kafa karıştırıcı bir bilmeceye dönüşmesi, Johansson’ın oyunculuk yolunda da bir kavşak oldu.

‘Lost in Translation’ Oscar’ı almadan önce kırmızı halıda zarif topuzu, haute couture tuvaletiyle, kendi yaşıtı yıldızlardan çok Lauren Bacall’ı, Katherine Hepburn’ü anımsatıyordu. Gözlerinde taşralı kızların Hollywood heyecanından çok, New Yorkluların alaycılığı vardı. O, her röportajında seksiliğinden konu açılmasını küçük hanımefendi gibi sıkıntıyla karşılamıyor; “Ben de karşımda taş gibi bir erkeğin olduğu filmlerde oynamak isterim” diyor omuz silkerek. Kendisiyle röportaj yapan erkek muhabirlerle flört ediyor.

Bir anda röportaj konusunu krep tariflerine getirip, “Eğer bir gün beraber uyanırsak, sabah sana da yaparım” diyor. Sonra muhabirin alyansına bakıp, kayıt cihazına yaklaştırıyor dudaklarını: “Karın bunu duysun bakalım!”

“UYURKEN İÇ ÇAMAŞIRI GİYMEM”

Şimdi 2010’un ikinci yarısında çekimleri başlayacağı söylenen Marilyn Monroe‘nun hayatını konu alan ‘My Week With Marilyn’de başrol oynaması bekleniyor. Danimarkalı bir mimar babanın, film yapımcısı bir annenin Manhattanlı kızı Scarlett’ın, taşrada acıklı çocukluğunu bırakan Monroe’nun rolüne biraz çalışması gerekecek.

Geri kalanı için kostüm ve makyaj yardımına bile pek gerek yok. “Uyurken üzerimde yalnızca Chanel No.5 olur” diyen Monroe gibi, “Uyurken iç çamaşırı giymem” diyen Johansson, seksapel kısmında uyum sorunu yaşayacak gibi durmuyor. “Scarlett’ın yanlış yapması imkânsız. Ona tanrının eli değmiş” diyen Woody Allen’dan da sağlam bir referansı var. Ama tüm bunlar onu, gerçek bir film yıldızı, Hollywood’un özlediği insanüstü ikon tahtına oturtmaya yeterli mi? Film eleştirmeni Jason Solomons, ‘daha olmadığı’ görüşünde.

Kırmızı halıda göz kamaştıran, kötü filmleri, görünüp kaybolduğu birkaç saniyenin büyüsüyle kurtarabilen bu genç yıldızın önünde ‘Lost in Translation’, ‘Vicky, Cristina Barcelona’ gibi birkaç çarpıcı film projesi daha olmalı. Mayısta vizyona girecek ‘Iron Man 2’ gibi aksiyonlar, onu ‘inek’ oğlanların duvarındaki ikona dönüştürebilir ancak.

YENİ İKON

Şimdiye kadar tüm yönetmenlerin onunla çalışmak istediğini verdikleri röportajlardan anlamış durumdayız. Ama Solomons’a göre, o, “İzleyiciden çok, kamerayla ilişki kuruyor. Bu da her zaman iyi değil.” Scarlett’ın tüm güzelliğine, zekâsına, kendisiyle bağ kurulmasına izin veren bir kapı eklemesi ve onu asla ardına kadar açmadan, hafif aralık bırakması gerekiyor.

Sıfır bedenlerin döneminde kıvrımlarıyla, bedeniyle barışık özgüveniyle kadın izleyicilerini de sevindiren, moda ve kozmetik endüstrisini kendine âşık eden 25 yaşındaki oyuncu, bir ikona dönüşecekse, bunu, bugünün koşullarını kendine uydurarak yapacak. Paparazzilerle, vahşi magazin sayfalarıyla, acımasız eleştirilerle, hüzünlü bir prenses gibi değil, Woody’nin ‘cin kızı’ gibi baş edecek. Hepimizin söylemek isteyip söyleyemediğimizi söyleyecek. Marilyn’in spot ışıkları altındaki parlak gülümsemesinin, kuliste söndüğünü hissettiğimiz gibi siyah beyaz sahne personaları arasında yorulmayacak. Zaten o da, bu ay Pete Yorn ile beraber çıkaracağı ikinci albümüyle tercihini ortaya koymuş gibi görünüyor. Serge Gainsbourg ve Brigitte Bardot’nun düetlerinden esinlenilerek ortaya çıkan ‘The Break Up’ dokuz şarkıdan oluşuyor. Yorn, albümün tasarı aşamasında, Bardot’nun yerine koymak için aklına ilk Scarlett’ın geldiğini anlatıyor. Johannson da, ilk albümü ‘Anywhere I Lay My Head’ sonrası aldığı eleştirilere aldırmadan, severek Yorn’la düet yapmayı kabul etmiş. Oyuncunun, Marilyn rolünü kabul edip etmeyeceği henüz belli değil ama Serge’in yatağında sigara içip, onunla bir şarkı mırıldanan Brigitte’in boş bıraktığı yer, bugün bir tek Scarlett’e yakışıyor. “Ancak öldükten sonra ikonluk statüsüne ulaşılabildiğini düşünürdüm” diyen yıldız, Woody Allen gibi yönetmenlerin becerikli ellerinde, bir devrin temsili olmaya alışıyor.

O, her röportajında seksiliğinden konu açılmasını, küçük hanımefendi gibi sıkıntıyla karşılamıyor;
“Ben de karşımda taş gibi bir erkeğin
olduğu filmlerde oynamak isterim” diyor
omuz silkerek.

Şimdiye kadar tüm yönetmenlerin onunla çalışmak istediğini,

verdikleri röportajlardan anlamış durumdayız. Ama Solomons’a göre o, “İzleyiciden çok, kamerayla ilişki kuruyor. Bu da her zaman iyi değil.”

WOODY ALLEN’IN VICKY, CRISTINA, BARCELONA GÜNLÜKLERİ

2 Nisan
Rolü Scarlett Johansson’a teklif ettim. Daha önce kabul edebileceğini söylemişti ama senaryonun önce menajeri, sonra çok yakın olduğu annesi tarafından onaylanması lazım. Ardından da annesinin menajeri bakacak. Bu pazarlıklar sürerken önce menajerini sonra annesini değiştirdi. Yetenekli bir kız, ama uğraştırıyor.

15 HAZİRAN
Sonunda çalışmaya başladık. Bugün Javier ile Scarlett arasında ateşli bir sevişme sahnesi çektik. Bu, birkaç sene önce olsaydı, Javier’in yerinde ben oynardım. Bunu Scarlett’e söylediğimde bana, kafa karıştırıcı bir tonla “I-ıh” dedi. Bugün sete geç geldi. Onu biraz sert bir dille, setimde geç kalmaya tahammülüm olmadığını söyleyerek uyardım. Saygıyla dinledi ama bir ara ben konuşurken, iPod’unu çalıştırdığını fark ettim.

3 TEMMUZ
Scarlett, bugün oyuncuların hep sorduğu soruyla yanıma geldi: “Motivasyonum ne?” Ben de hemen cevap verdim: “Maaşın.” O da “Peki” dedi, ama devam etmek için daha fazla motivasyona ihtiyacı olduğunu söyledi. Üç katı kadar. Yoksa ayrılmakla tehdit etti. Ben de blöfünü görüp, ilk önce giden oldum. Sonra o da gitti. Şimdi ikimiz de birbirimizden epey uzağız. Sesimizi duyurmak için bağırmamız gerekiyor. Sonra da zıplamakla tehdit etti; ben de “Zıplarım” dedim. Sonunda karşılıklı içinden çıkılmaz bir duruma girdik. Bu içinden çıkılmaz durumda, arkadaşlarla karşılaştık; bir şeyler içtik ve tabii ki hesap bana kaldı.

3 AĞUSTOS
Haftalar geçtikçe Scarlett ve Penélope bana daha çok kapılıyor. Kırılgan kadın kalbi. Zavallı Javier, güzel oyuncular beni gözleriyle soyarken, kıskançlıkla bakıyor. Ama ona, kadınların sinema ikonlarına, özellikle de onları yönetenlere ilgi göstermelerinin beklendik bir şey olduğunu anlattım.
Asla, işle aşkı birbirine karıştırmam; ama böylesi bir şehvet içinde, sanırım filmi bitirebilmek için onlara ilgi göstermem gerekecek. Belki çarşamba ve cumaları Penélope’ye, salı ve perşembeleri Scarlett’e ayırabilirim.

25 AĞUSTOS
Çekimler bugün bitti. Final partisi her zamanki gibi hüzünlüydü. Scarlett ile slow dans ettik. Ayak parmağını kırdım. Benim suçum değil. Belimden tutup yatırmaya çalışırken, yanlışlıkla ayağına bastım.

Johansson, fotoğraf çekimlerinde ‘cici bir Brigitte Bardot’ styling’iyle giydirildi.

Daha önce kendini yarı çıplak çeken kreatif direktör Paul Cavaco, bu sefer giymesi için bir Agent Provocateur marka büstiyer veriyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s