Engin Günaydın ve Sinema Söyleşisi “Senaryolarım Hep Mutlu Bitecek”

Avrupa Yakası’nın Burhan Altıntop’u, Vavien’in Celal’i Engin Günaydın yeni filminden o kadar memnun ki hemen ikinci projesinin çalışmalarına başlamış. Taylan Biraderler’le çekeceği ikinci film komedi olmayacak. 12 Eylül öncesinde geçen hikaye Vavien’deki gibi Günaydın tarafından yazılıp oynanacak. Bu bizim için çok iyi bir haber çünkü Vavien gibi bir başyapıt ortaya çıkarmış olan Taylan Biraderler, Engin Günaydın işbirliği gelecek için çok iyi şeyler vaat ediyor. Engin Günaydın ile yaptığımız röportajda Burhan Altıntop ve Celal karakterlerinin peşinden gidip Günaydın’ı tanımaya çalıştık. İşte Engin Günaydın’ın dünyası… 

Senaryoya nasıl başladınız?

Aslında bir sıkıntıyla başladı. Kendimi ifade etmem gereken bir şey yapmam gerekiyordu. Bir film bir müzik, bir oyun, bir şey yapmam gerekiyordu. O sıkıştırmaya başladı. Kötü rüyalar görmeye başladım. Böyle zamanlarda çok endişelenirim. Benim o sıkıntılarım başladığı zaman bir şeyler yazmam gerekiyor. Öyle başladı. Kafamda da kara mizah geçiyordu. Anadolu kara mizah için çok uygun bir yer. Karakterlerin daha beceriksiz olduğu bir yer. Bir Anadolu kasabası kara mizah karakterleri için de çok uygun. Kara mizahı da çok severim ve oynamak isterim. Ben her şeyi beceren bilen karakterleri oynamayı sevmem pek. Yalpalayan, bilmeyen tipler daha çok hoşuma gider. Bazı insanlar zihninin salak olduğu yerleri itiraf etmezler. Ben edenleri severim işte. Ya da gizlemeye çalışıp belli edenleri çok severim karakter olarak. Ondan dolayı bir kasaba hikayesinin uygun düşeceğini düşündüm. Projenin il ismi Vavien değildi aslında sonradan oldu. Bu projeyi yazarken diğerlerine benzesin istemedim. Çünkü yazıyorum yazıyorum çöpe gidiyor. Birilerine anlatıp test etmek istedim. Eğer anlattığım insanlar bunu anlamazlarsa yazmayı bırakacaktım. Çünkü sinema bence anlaşılır olmalı. Herkesin onayını almalı. Sinema benim gözümde yalın bir şey, karışık olmaması gerekiyor. Yönetmenimiz Taylan biraderlere anlattım, çok yüksek tepki verdiler. Ben onların Küçük Kıyamet filmini çok beğenmiştim, o atmosferde çok güzel bir komedi filmi çekilir diye düşünmüştüm. Vavien’de kara mizah onların yapabileceği bir şey diye düşündüm ve onlara anlattım. Beklediğimden daha büyük karşılık verdiler. Kendime olan güvenim geldi. Çok da zorladılar. O zaman da tabii Avrupa Yakası da var, çok yoruluyorum. Psikolojisi de ayrı onun. Dizi de şov dünyasındasın, filmde küçük bir elektrik dükkanında. Bu psikolojiyi bir türlü tutturamadım. Uzun boşluklar lazım. Böyle boşluklar yarattım. Böyle başladı.

Vavien’de en etkilendiğim şey kara mizah türünde anlatılıp bu toprakların hikayesi olması. Sinemamızda bu türde fazla da üretim yok…

Kara mizah Coen biraderlere özgü bir şey sanıldı. Onların baktığı dünya aslında çok evrensel, her toprağın hikayesiyle uyumlu. Kendilerine özgü bir tarz sanıldı. Sinemada ilginç bir bölge açıyor. Orada da bu konu biraz bekledi. Vavien için Coen tarzı bir şey mi diye düşünüyorum hayır değil, karakterlerimiz de benzeşmiyor. Fakat tavır olarak benzeşiyorlar. Türk sinemasında böyle bir kanal açılırsa eğer, bu tarz filmler olursa, aktör olarak oynamaktan da çok memnun olacağım.

Vavien için neden Taylan Biraderler’i seçtiniz?

Benim arkadaşlarım onların dizilerinde çalışıyordu. Bir şekilde birbirimizden haberdar olurduk. Bu filmle anladık biz anlaştığımızı, çünkü beğenilerimiz aynı, mizah tonlarımız aynıydı. Bu bence önemli bir konu. Ondan dolayı bu anlaşmanın çok işe yarayacağını düşündüm. Ben senaryolarımı yazıyorum, bir türlü çekilemiyor, çünkü uygun ortam olamıyor. Sağlam yönetmenler olunca onlar her şeyi ayarlıyorlar. Ondan dolayı daha kolay hale geldi. Müthiş bir anlaşma bence bu. Kimse kimsenin işine karışmıyor. Ben özgür dünyamda istediğim gibi çalışıyorum. Onlarsa bana sadece beğendikleri ya da beğenmedikleri yerleri söylüyorlar, karışmadan. Ona göre siz de tekrar şekillendiriyorsunuz aklınıza yattığı sürece.

Bir şirket kurma işiniz de oldu galiba. Bu şirket Vavien’le bitti mi yoksa yola devam edecek mi?

Şirket bir projelikti. Tam ayrıntıları bilmiyorum ama dünyada olan bir şey. Oyuncular şirkete ortak oluyor böylece bütçeler şişmiyor, daha çok projenin imarı için para harcanıyor. Riski göze almak gibi bir şey. Bizim de aklımıza yattı böyle olsun dedik.

Bazı  senaryolar yazan kişinin kendi hikayesinden yola çıkılarak üretilir. Vavien’in ne kadarı sizin hayatınıza ait?

Aslında her şeyde benim izlerim var. Benim git gel akıllılığım Celal’de var, kendimi bir sisteme sokmam, içkiyi bırakıp spora başlayacağım havalarım vardır benim, bu Settar ağabeyin rolünde var, bağımlı tarafım, bir şeye git diyememek tarafım da Sevilay’da var.

Bir filmi yönetmek hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence insan bildiği işi yapmalı, ben buna çok inanıyorum. Bu uluslararası bir doğru. Benim senaryom beğeniliyor ve çekilmek isteniyorsa ben bir senaristim tamam, ama yönetmenlikle ilgili bir tecrübe, deneyim olmadan bir yönetmenin yerine geçmeyi düşünmüyorum. Bu bana normal gelmiyor zaten büyük bir cesaret olarak algılıyorum. Benim de Taylan biraderlerin de 15 senelik tecrübelerimiz var. Biz artık bir olgunluk süresine gelmiştik. Ondan dolayı herkes bildiği işi yapsa daha iyi olur.

Kendinizi oyuncu, senarist veya tiyatrocu olarak tanımlarken bir çekince yaşıyorsunuz. Bu noktada neden böyle bir tavrınız var?

Bunu da ben kasabalılığıma bağlıyorum. Biz kasabada şöyle düşünürüz “Bu işi yaptık ama daha sonra ne olacak?” Ben de öyle senaryo yazdım, ama daha sonra ne olacak? Oyunculuk yapıyorum ama o oyunu kötü oynarsam ne olacak? Türkiye anında biletlerin kesildiği bir yer. Ondan dolayı temkinli olmakta yarar var.

Avrupa Yakası’ndaki Burhan Altıntop ve Vavien’deki Celal’e baktığımız zaman Burhan çok daha kolay mutlu olan bir adam ama Celal tatmini daha zor yerlerde arıyor. Bunların hangisi size daha yakın ve sempatik geliyor?

Burhan daha sempatik. Burhan benim hayatımda yapamadıklarımı yapan birisidir. Onun için bende bir terapi özelliği vardır. Dedikoduyu hiç sevmem, yapmam da ama o orada böyle tatlı tatlı dedikodu yapan hatta her şeyi yapan birisiydi. O tarafını çok seviyordum. Celal’in ilginç özelliği ise mutsuzluğunu ilk başta gösteriyor sonrasında da problemler çözüldükçe kendi mutlu olma yoluna rota kırıyor. Bu da seyircide mutsuzluktan mutluluğa doğru bir rota kırdırmaya sebebiyet veriyor. Bu rolün de bu tarafını sevdim ben. Celal ise iç dünyadan mutlu eden bir rol.

İki karaktere bakınca ikisinde de vurucu bir yalnızlık var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yalnızlık aslında çok ciddi bir sorun. Gittikçe de yalnızlaştığımızı düşünüyorum. İletişim düşüyor, insanlar birbirlerini dinlemiyor, anlamıyor. İletişim düştükçe insanlar yalnızlık gibi belayla karşılaşıyor. Yalnızlık bir çukurdur. Bazen de tatil gibidir ama geri dönmek gerekir. Hayatınız yalnızlığın içine düşerse bence orada ağır bir depresyon vardır. Sinemanın çok ilgilenmesi gereken bir konu bence.

Sizin filminizin finaline dönünce bu yalnızlığı Celal aile kavramı ile kapatıyor. Bu biraz da Hollywood diline çok uygun düşüyor. Amerikan kültürünün bir anlatıcısı olan Hollywood’da da aile kavramı yüceltilir?

Hikaye öyle gelişti aslında. Bu adam acaba eski hayatına geri mi döner diye düşündüm. Yazılar akarken acaba son bir final sahnesi ve adamı pavyonda göstererek bitirsem mi dedim. Sonrasında bunu da seyirciyi gereksiz üzmek olur diye düşündüm. Seyirci neden üzülsün ki? Ben seyirciye kötü hisler vermek istemiyorum. Bundan sonra yazacağım senaryolarda da olmayacak. Zaten her şey yeterince kötü, bir de bunun peşine düşmek istemiyorum açıkçası. Ondan dolayı finali de öyle gelişti. Acaba iyi mi gider hayat diye bakarak bitmesini istedim.

Peki sizin özelinize baktığımız zaman “özgür olmak” istediğinizi söylüyorsunuz, bu yalnızlık sizi rahatsız etmiyor mu? Her şeyin bir faturası vardır sizinde tercihinizin faturası yalnızlık mı?

Ben yalnız biri değilim, bazen yalnız kalmayı tercih ederim. Ben hayatımın çoğunu arkadaşlarımla geçiririm. Çalıştığım zaman çok disiplinliyimdir ama özel hayatımda hiçbir disiplin yoktur. Disiplinsizliği tercih ederim, uykuma, yemeğime dikkat etmem Sadece çalıştığım zamanlar o disiplini sağlayabiliyorum. Arkadaşlarımla play station oynamayı çok severim. Onlarla sohbet etmeyi, eğlenmeyi, yüksek sesli müzik dinlemeyi çok severim. Benim kendi hayatım iletişim üzerine kurulu. İletişimin beni güçlendirdiğini düşünürüm. Birileriyle iletişim kurduğumda enerjimin ikiye katlandığını hissederim. Yalnızlık benim tercih ettiğim bir konudur bazen. Genelde yalnızlığı sevmem.

Projeleriniz hep tavan yapmış durumda. Bu da size bir sorumluluk yüklüyor. Özellikle bundan sonraki projeler için üzerinizde bir baskı hissediyor musunuz?

Bir şeyler yaptığım sürece bir şeyler yapabilirim. İlla olacak diye bir şey yok. Yapamasam yapamam. Kendimi strese sokamam. Ben heveslenmek istiyorum sadece. Yaptığım şeye heveslendiğim zaman sonuç iyi oluyor. Ekip de hevesliyse insanlara da bulaşıyor bu.

Ben sinema yapmak istiyorum ama ekonomik durumlardan dizi yapıyorum gibi bir durumunuz var mı?

Oyunculuk hevesle yapılan bir şey bu da seyirciye yansıyor. Dizi olur, tiyatro olur, sinema olur. Ben otomatiğe bağlarsam bende de bir mutsuzluk başlar. Tiyatro olabilir, az para olabilir ama beni çok heyecanlandırıyordur. O seyircinin alkışı, bakışı bana yeter. Fark etmez heves önemlidir.

Vavien’in en dikkat çekici taraflarından biri de mekanlardı. Özellikle hikayenin geçtiği evin mükemmel bir atmosferi vardı.

O ev eski bir Erbağ evi, üzüldüğüm bir konu bu. O evlerin hepsi apartmanlara dönüşüyor. Erbağlılar hep söyler evlerin tavan yüksekliğini 4,5 metre yapacaksın diye. Tavanlar yüksek olacak, kapılar geniş olacak, bahçeye yürüyecekler yoksa rahat edemez Erbağlılar. Normal bir Erbağ evidir. Bizde bir kayıt olarak duruyor.

Filmdeki elektrikçi dükkanı ağabeyinizin olduğunu biliyoruz, ev kimindi?

Ev amcamın evi. Benim çocukluğum orada geçti. Kilerini, aşağısını, yukarısını çok iyi bilirim. Orayı hayal etmek, çocukluğunu hayal etmek gibi bir şey. Çok iyi bildiğim için mekana göre yazdım.

Piknik alanı falan çok iyi kullanılmış.

Mekana göre yazmak bence daha iyi oluyor. İkinci filminde ilk başta mekanlarını bulacağı ondan sonra yazacağım.

İkinci filmin konusu belli mi?

Kafamda bir öykü var. Hatta üst üste birkaç şey var. Çok güzel bir şey yaptığın işlerin onaylanması. Hepsi hortladı zihnimde. Projeler yapılınca beyinden atılıyor ama diğer türlü sürekli beynimin içinde söylenip duruyorlar. Ondan dolayı hemen ikinci film planını yapmak gerekiyor. Sevindirici bir durum hemen ikinci bir işe başlamak. Her şey yolunda bence.

İkinci filmle ilgili biraz bilgi verir misiniz?

Bu konu 1980’li yıllarda 12 Eylül darbesine kadar olan bir dönemde geçecek. Hikaye aslında günümüzde geçecek ama o zamanları anlatacak. Bir baba oğul, devir daim hikayesi. Hayat nerede başladı, nerede son buldu? Hatalarımız oldu mu? gibi babanın kafasına takılan sorunları oğluna anlatması. Taylan biraderlerle çekeceğiz gene.

Benim sormadığım sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Vavien izleyicilerin kendilerini iyi hissedecekleri bir film. Kendi ruhlarıyla karşılaşacaklarını  düşünüyorum. O anlamda görülmeye değer bir film. Sinemasal bir görselliği var. Televizyonda da izlenebilir ama o muhteşem perdede izlemek daha doyurucu olur diye düşünüyorum.

RÖPORTAJ: SERDAR AKBIYIK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s