Eric Bana’yı Seveceğimiz 10 Neden

Adım adım Hollywood’un zirvesine tırmanan; yakışıklı, yetenekli, duyarlı ve hayranlık uyandıran bir aktör Eric Bana…

Son olarak vizyona giren Zaman Yolcusu’nun Karısı filminde etkileyici karakterlerin oyuncusu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor… Şöhretin başını döndüremediği sayılı yıldızlardan olan Eric Bana, ayakları yere sağlam basan oyunculuğu ve özel hayatındaki içtenliği ile gönülleri fethediyor! >>>

1- Beyazperdenin En İhtiraslı Kralı
Eric Bana’nın beyazperdede canlandırdığı en unutulmaz karakterlerden birisi hiç şüphesiz Boleyn Kızı (The Other Boleyn Girl) filmindeki İngiltere’nin efsanevi kralı VIII. Henry… Philippa Gregory’nin çok satan romanından uyarlanan ve tüm dünyada gişe rekorları kıran filmde, Natalie Portman ve Scarlett Johansson ile etkileyici bir performans sergileyen usta oyuncu, Kral Henry rolü ile drama türündeki başarısını da kanıtlamış oluyor. Daha önce beyazperdede birçok kez canlandırılan Kral Henry rolünü diğer aktörlerden etkilenmeden yorumlamaya çalıştığını söyleyen Bana; iktidar, aşk ve ihanet üçgeni içerisinde sıkışmış bir adamın etkileyici portresini ustalıkla çiziyor.

2- Romantik ve Sadık Bir Eş
Şöhretin başını döndürdüğü yıldızlardan biri değil Eric Bana… O her haliyle doğal, samimi, ayakları yere basan, oyunculuğu ciddiye aldığı gibi özel hayatını korumak için de çaba sarf eden, özgüveni tam bir erkek… Ünlü olduktan sonra yaşam tarzını değiştiren, evliliğini bitiren ve tek eşliliği geçmişinde bırakan diğer Hollywood ünlülerinin aksine Eric Bana, on üç yıldır hayatının aşkıyla birlikte. Televizyona adım attığı 1995 yılında halka ilişkiler uzmanı olan şimdiki eşi Rebecca Gleeson ile tanışan Bana, o anı şöyle anlatıyor; “Karımla ilk tanıştığım zaman sanki hayatımın en değerli parçasını bulduğumu hissetmiştim. Bundan emindim ve bir an olsun bile şüphe etmedim.” Ünlü aktör, Rebecca Gleeson ile tanıştıktan sonra onunla iki yıl flört ediyor. 1997 yılında Cleo Magazine‘in kendisini Yılın Bekârı seçmesiyle Amerika’ya seyahat ödülü kazanıyor. Gleeson’ı da bu seyahate kendisiyle birlikte çıkmaya ikna eden Bana, Amerika’ya gittiklerinde sevgilisine evlenme teklif ediyor. Hiç vakit kaybetmeden 1997’de evlenen çift, mutlu beraberliklerini sürdürüyorlar… Bana, evlilik yüzüğünün yanı sıra evlenmeden önce şimdiki eşinin kendisine hediye ettiği ve içinde İtalyanca cesaret anlamına gelen ‘coraggio’ kelimesinin yazılı olduğu gümüş yüzüğü de parmağından çıkartmıyor. “Onsuz bir hayat düşünemiyorum. Eşim, benim en büyük mutluluk kaynağım” diyor.

3- Truvalı Cesur Prens
Uluslararası başarı getiren Kasap (Chopper)’ın ardından Kara Şahin Düştü (Black Hawk Down) ve Hulk gibi ses getiren filmlerde rol alan Eric Bana, komedi, savaş ve bilimkurgu gibi farklı filmlerde her türlü rolün altından kalkabileceğini kanıtlıyor. 2004’de rol aldığı yönetmen Wolfgang Peterson imzalı Truva (Troy) filmi ise Bana’nın kariyerinin dönüm noktalarından birisi. Homer’in İlyada destanından beyazperdeye aktarılan Truva’da ülkesini ve kardeşi Paris’i koruyan yakışıklı prens Hektor’u canlandıran Bana; bu rolünden de altından ustalıkla kalkıyor. Brad Pitt ile birlikte oynadığı savaş sahnelerine hazırlanmak için aylarca çalışan, kılıç kullanma ve ata binme dersleri alan usta oyuncu; performansıyla eleştirmenlerden tam not alıyor. Röportajlarında Truva‘nın kendisi için özel bir proje olduğunu söyleyen Bana, “Bu film, insanlığa dair temel motifleri ele alıyor; intikam, aşk, vatan sevgisi, aile sevgisi, ego ve hırs. Bu yüzden zamansız bir hikâyeyi işliyor. Hektor ise kendimle özdeşleştirdiğim bir karakter. O da benim gibi kendi değerlerine son derece bağlı. Etrafındakileri korumak için gözünü kırpmadan fedakârlık yapmaya hazır” diyor.

4- Kült Filmin Parlayan Yıldızı
Eric Bana’nın sinema dünyasındaki büyük çıkışı Avustralyalı yönetmen Andrew Dominik’in 2000 yılında vizyona giren bağımsız kült filmi Kasap (Chopper) ile gerçekleşiyor. Avustralya’nın en azılı suçlularından Chopper Read’in biyografisini beyazperdeye aktarmak için beş yıl çalışan yönetmen Andrew Dominik, Read’i canlandıracak başrol oyuncusunu bir türlü bulamıyor. O sırada Dominik’in filmi için görüştüğü hapisteki Read, yönetmene kendisini canlandırması için televizyonda skeç’lerini izlediği Eric Bana’yı öneriyor. 1997’de Kale filminde yardımcı rollerden birini canlandırarak beyazperde ile tanışan Bana, bu ilginç tesadüf ile ilk başrolünü kapıyor. Filmin hazırlık aşaması yetenekli aktör için hiç de kolay geçmiyor. Read’e benzemek için tam yirmi kilo alıyor, saçlarını kazıyor ve mimiklerini taklit etmek için hapishanede Read’i ziyaret ediyor. Bana, çekimler sırasında her sabah saat dörtte sete gelerek tam beş saat boyunca bütün vücuduna Read’in dövmelerinin benzerlerini yaptırıyor. Bütün bu uğraşlar sonucunda filmde saçları olmayan, şişman ve son derece rahatsız edici azılı bir suçluya dönüşüyor. Kasap‘taki performansıyla uluslararası başarı kazanan Eric Bana için Amerikalı ünlü sinema eleştirmeni Roger Ebert; “Beyazperde, yeni bir yıldıza kavuştu… Eric Bana, hiçbir oyunculuk okulunun öğretemeyeceği etkileyici bir yeteneğe sahip. Gözümüzü ondan alamıyoruz” diyor. Chopper Read rolü, Eric Bana’ya Avustralya Film Enstitüsü ve Stockholm Film Festivali’nde En İyi Aktör Ödülü’nü kazandırıyor.

5- Zamansız Aşkların Kahramanı
Zamana meydan okuyan ve gerçek aşkın sınır tanımadığını kanıtlayan fantastik ve romantik bir epik… Ülkemizde de yakın zamanda vizyona giren Zaman Yolcusunun Karısı (Time Traveler’s Wife), modern aşk hikâyelerinin en güzel örneklerinden olmasının yanı sıra Eric Bana’nın oyunculuğunun zirvesinde olduğunu kanıtlayan etkileyici bir film. Audrey Niffenegger’in çok satan romanından aynı isimle beyazperdeye uyarlanan ve Robert Schwentke’nin yönettiği Zaman Yolcusunun Karısı‘nda genetik bir bozukluk yüzünden zamanda istem dışı yolculuk yapan ve sevdiği kadın ile birlikte olmak için her şeyi göze alan Henry DeTamble rolü ile Eric Bana bir kez daha kalpleri fethediyor…

6- İki Uçlu Rollerin Oyuncusu
Usta yönetmen Steven Spielberg “Haftasonu çocuklarımı Hulk filmini izlemeye götürdüğümde başrol karakterinin hem güçlü hem de bir o kadar kırılgan olabildiğini hayranlıkla izledim. Münih‘teki Avner karakteri de bu şekilde canlandırılmalıydı” diyor ve vakit kaybetmeden Eric Bana’ya yeni filminin başrolünü canlandırması için teklifte bulunuyor. Bana, bu kez vatansever bir İsrailli istihbarat subayı olan Avner karakteri ile çelişkilerin ortasında kalmış; güçlü ama bir o kadar da hassas bir adamı canlandırıyor. Daniel Craig ve Geoffrey Rush gibi diğer usta oyuncuların yer aldığı, 2006’da beş dalda Oscar’a aday gösterilen filmde Eric Bana’nın performansını övgü dolu yorumlarla değerlendirenler arasında Los Angeles Times da yer alıyor; “Eric Bana, Avner karakterinde hassaslık ve acımasızlığı bir araya getiriyor. Endişeyi yüzündeki her mimikle yansıtıyor…”

7- Ailesi Onun Her Şeyi
Hayatının aşkı Rebecca Gleeson ile 1997’de evlenen Eric Bana, iki yıl sonra baba olmanın heyecanını yaşıyor. Çiftin oğulları Klaus dünyaya geldikten sonra hayata bakış açısının değiştiğini itiraf ediyor yakışıklı aktör… “Eşim ve benim için hayatın anlamı daha farklı bir hale geldi. Oğlum, tüm yaşamımıza yeni bir anlam ve heyecan kattı” diyor. Çiftin kızları Sophia ise 2002’de dünyaya geliyor. “Babaların kızlarına düşkün olduğunu bunu yaşayınca daha da iyi anladım. Sophia, benim hayatımın gün ışığı” diyor. Ailesiyle birlikte Avustralya’da yaşayan Bana, çalıştığı dönemlerde onları da yanında götürüyor. Bir film projesini tamamladıktan sonra ailesiyle vakit geçirmek için en az bir yıl ara vermeyi tercih ediyor.Eric Bana, “Ben tutkulu bir adamın ve hayatı çok seviyorum. Eşim ve çocuklarım, benim için her şeyin ötesinde. Onlarla birlikte Avustralya’da olmayı seviyorum. Kariyerim ailem ile kıyaslandığında hayatımın küçük bir ayrıntısı” diyecek kadar ailesine düşkün…

8- En Yakın Dostu Brad Pitt
Eric Bana ve Brad Pitt’in dostluğunun temelleri, Bana’nın kariyerindeki dönüm noktalarından biri olan 2000’deki Kasap (Chopper) filmine dayanıyor. O dönem ilk başrolünü üstlenen Eric Bana’nın etkileyici oyunculuğu, filmi defalarca izleyen Brad Pitt’te hayranlık uyandırıyor. Pitt, “Eric, böylesine keskin ve zor bir karakterin üstesinden abartıya kaçmadan, etkileyici ve doğal bir oyunculukla gelmiş. Onda çok az sayıda aktörün sahip olabileceği özel bir yetenek var” diyor. Birkaç yıl sonra Troy filminde rol alacağı kesinleşen Brad Pitt, diğer roller için oyuncu arayan yönetmen Wolfgang Peterson’a henüz tanışmadığı Eric Bana’yı öneriyor. Film setinde yakın arkadaş olan ikili, dövüş sahneleri için aylar boyunca birlikte çalışıyorlar. Film bittikten sonra da hala sık sık görüşmeye devam ediyorlar…

9- Hız Tutkunu Bir Maceraperest
“Bütün çocukluk fotoğraflarımda elimde oyuncak arabalar var. Küçükken oyunculuğun dışında hep makine mühendisi ya da araba teknisyeni olmak istiyordum. Babam engel olmasaydı 14 yaşımda okulu bırakıp arabalarla ilgili bir işe girecektim. Arabalar, bütün hayatım boyunca benim için birer arzu nesnesi oldu. Yarışlarda tehlikeyi ve soğukkanlılığı aynı anda hissediyorum. Bu da bana inanılmaz bir zevk veriyor” diyor Eric Bana. Her ne kadar arabalarla ilgili bir meslek edinmese de ünlü oyuncu bu tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmiyor. On beş yaşındayken ilk arabası 1974 model XB Ford Falcon Coupe’yi 1000 dolara satın alan Bana, sonraki yıllara fırsat buldukça araba yarışlarına katılıyor. Sekizden fazla arabası olan Bana, söz konusu yarışlar olduğunda ilk satın aldığı Fors Falcon ile 2007’deki Tazmanya rallisinde kaza yapacak kadar hırslı. “Klasik arabalarla yarışmayı çok seviyorum. Her filmimi bitirir bitirmez Avustralya’ya dönüp yarışmak için sabırsızlanıyorum” diyor. Kaza yapmak ise onun için son derece olağan… Araba ve hız tutkunu olan ünlü aktör, “Eğer bir yarış arabasıyla kaza yapmadıysanız demek ki onu yeteri kadar zorlamamışsınız! Ben bir çok kez kaza yaptım. Tek üzüldüğüm şey; sevdiğim arabalarımın harap olması” diyor. zayzay

10- Yeteneğiyle Büyüleyen En Çekici Avustralyalı
Eric Bana, neredeyse doğuştan aktör sayılan özel yeteneklerden… 9 Ağustos 1968’te Eric Banadinovich ismi ile Melbourne, Avustralya’da dünyaya gelen ünlü aktör; çocukluk ve gençlik yılları boyunca ailesinin, okuldaki öğretmenlerinin ve arkadaşlarının taklidini yaparak yetenekli olduğunu kanıtlıyor. Mad Max filmini izledikten sonra oyuncu olma hayalini kuran Bana, ilk kez 1991’de barmen olarak çalıştığı Melbourne Castle Hotel’in barında stand-up yapmak için sahneye çıkıyor. Televizyonda ise kendini 1993’teki Full Frontal isimli şovla kanıtlıyor. 1997’de The Eric Bana Show ile televizyonda parlıyor. Programdaki performansıyla En Popüler Komedyen dalında 1997’deki En Logie Ödülleri’nin sahibi oluyor. Beyazperdeye adım atması ise düşük bütçeli bir Avustralya yapımı olan Kale (The Castle) ile gerçekleşiyor. Avustralya’da büyük yankı uyandıran filmin gelecek vaat eden yıldızı Eric Bana, komedi rolleriyle başladığı kariyerini zaman içeresinde Hollywood’un zirvesine taşıyor.

Yazı: Berrak Sürücü

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s