İpek Yolu Film Festivalinde Yarışacak Filmler Belli Oldu

4. Bursa İpekyolu Film Festivali Altın karagöz Ulusal Yarışma filmleri belli oldu. İşte bu yıl yarışacak 10 film…

Deli Deli Olma: Murat Saraçoğlu
Acı: Cemal Şan
Kara Köpekler Havlarken: Mehmet Bahadır Er
Gölgesizler: Ümit Ünal
Mommo, Kız Kardeşim: Atalay Taşdiken
Başka Dilde Aşk: İlksen Başarır
Benim ve Roz’un Sonbaharı: Handan Öztürk
Yedi Avlu: Semir Aslanyürek
İlkbahar Sonbahar: Yavuz Özkan
Kara Bulut: Theron Patterson

DELİ DELİ OLMA
“93harbi” sonrasında Çar’ın Rusya’da yaşamasını istemediği  Malakan Kavminin bir kısmı Kars’a göçe zorlanır. Göç edenler arasında Mişka’nın(Tarık Akan) ailesi de vardır. Filmde Mişka 70’li yaşlarındadır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten Mişka , modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür.Köyün huysuz ihtiyarı Popuç(Şerif Sezer) Mişka’dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez.Köylüler bir zarar görmedikleri hatta sevdikleri kendi halinde,barışçı,yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır.Popuç, oğlu Şemistan(Levent Tülek), gelini Figan (Zuhal Topal) ve üç torunuyla yaşar. Torunlarından en küçüğü Alma dik başlı, sevecen bir kızdır ve doğuştan iyi bir müzik kulağına sahiptir. Alma’nın öğretmeni Metin, Alma’daki yeteneği fark etmiştir ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünür. Alma ve Mişka arasında sıcacık bir dostluk vardır. Metin öğretmenin uğraşları sonucunda  Alma konservatuar sınavlarına girer. Mişka hastadır. Köyde Mişka’nın yakında öleceği konuşulur. En sonunda iki yaşlı geçmişlerini sorgularlar ve aralarındaki büyük sır ortaya dökülür… devamı — >

KARA KÖPEKLER HAVLARKEN
“Kara Köpekler Havlarken” iki varoş delikanlısı Selim ve Çaça’nın, şehrin kıdemli çakalları arasından sıyrılıp yırtma, sınıf atlama mücadelesini anlatmaktadır.

Filmde Cemal Toktaş, Volga Sorgu, Erkan Can, Ayfer Dönmez, Murat Daltaban, Mehmet Usta, Ergun Kuyucu, Taylan Ertuğrul ve Çeliktepe, Gültepe, Seyrantepe halkı oynuyor.

GÖLGESİZLER
İstanbul’da çalışan bir berber,”hem burada hem de çok uzaklarda” olmak ister. Bir gün aniden başını alır ve o çok uzaklara gidiverir. Çok uzaklarda bir “hiç kimse”  olarak yepyeni bi hayata başlamak mümkün müdür?

MOMMO, KIZ KARDEŞİM
Dokuz yaşında bir çocuk; hem ağabey, hem baba, hem anne, hem de bir bilge olabilir mi?
Ayşe için olur. Ve hatta hiçbir şeyden korkmayan bir ağabeydir o.
Annesiz iki çocuğun içinizi ısıtacak, kimi zaman gözünüzü yaşartacak öyküsü.

Bu, gerçek bir yaşam öyküsüdür. Hem de içimizi kanatacak kadar gerçek. Mommo ise bir “hayal-korku” kahramanın yöresel adıdır. Hani çoğumuzun çocukken korkutulduğu “öcü” gibi.
Hasan Dede; Ahmet ve Ayşe isimli torunlarıyla beraber yaşamaktadır. Yürümekte zorluk çeken ve mecbur olmadıkça evden çıkamayan Hasan Dede, iki kızından birini kaybetmiş, onun kocası olan “iş güveysi” Kazım da başka bir kadınla evlenmiştir. Ayşe ve Ahmet, Kazım’ın karısı eve almadığı için Hasan’ın yanına sığınmışlardır. Kazım, zayıf karakterli, aciz bir adamdır ve çocuklarına sahip çıkmaz. Ahmet, babasına karşı karşı çok öfkelidir, Ayşe, zaman zaman babasına gitmek istese de o hep karşı çıkmaktadır.

Komşuları Gülseren, kasabadaki zengin bir aileye Ayşe’nin besleme olarak verilmesi için aracılık eder. Hasan, tüm zorluklara rağmen buna karşı çıkar. Hasan’ın Almanya’da yaşayan diğer kızı Fatma’dan aldıkları  bir mektup umutlarını yeşertir..Fatma, çocukları, yanına aldırmak istemektedir. Yuvaya gönderilme korkusu yaşayan çocuklar, o günden sonra yeniden hayata tutunurlar. Ahmet, kardeşine karşı çok korumacıdır. Hatta yaşından beklenmeyecek olgunluğa erişmiştir. Ayşe’nin “mommo” korkusunun yersizliğini anlatmaya çalışır. Ama sonuçta Ahmet’te bir çocuktur. Onun da korkuları vardır. Ayşe ve Ahmet dama koydukları döşekte her gece yıldızların altında konuşarak uyurlar. Hayalleri Almanya üstünedir. Köyün dışındaki bahçeye kurdukları salıncak ise tek sığınaklarıdır. Almanya’dan yeni bir mektup gelir. Bu seferki kötü haberdir. Çocukları aldırma işinin zor olduğunu, ama yine de iki yıl gibi bir sürede ihtimal bulunduğunu yazar teyze. Hasan’ın dayanacak gücü kalmamıştır. Özellikle kızın durumu onu endişelendirmektedir. Haber yollar, Ayşe’yi vermeye razı olduğunu söyler. Ayşe’yi almaya gelecekleri gün, Ahmet’i yağ çıkarmaya yollar. İsteyen ailenin isteği üzerine de, bit-pire olmasın diye Ayşe’nin saçlarını üç numaraya vurur. Kapı önüne gelen araba Ayşe’yi alır. Ahmet, sokakta karşılaştığı arabanın arkasından gitse de yapacak bir şey kalmamıştır. Ayşe, kaderine yol almaya başlamıştır.

BAŞKA DİLDE AŞK
Filmde, doğuştan işitme engelli olan Onur ile çağrı merkezinde çalışan Zeynep’in, aşkın kendilerini değiştirmesine izin verişi ve bununla birlikte değişen hayatları şiirsel bir dille anlatılıyor.

Onur’un hayatı, kürek takımından arkadaşı Vedat’ın nişan partisinde Zeynep’le tanışmasıyla değişir. Kalabalık ve gürültülü bir barda hiç konuşmadan geçen gecenin sonunda Zeynep, Onur’un işitme engelli olduğunu öğrenir. Ama bu durum Zeynep’i Onur’dan uzaklaştırmaz. İşiyle, ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep yaşadığı çevreyi sorgularken, biraz da bilmediği bir dünyanın merakıyla, unuttuğu ceketini bahane ederek tekrar Onur’u görmeye gider.

Babasının annesini aldattığını öğrendikten sonra bu durumu kabullenemeyip evden ayrılan Zeynep birçok iş değiştirdikten sonra, çağrı merkezinde çalışmaya başlar ama ağır çalışma şartlarından ve karşılığında kazandığı paradan çok mutsuzdur. Bütün gün telefonda tanımadığı insanlarla konuşmak zorunda olan Zeynep, konuşmadan anlaşabildiği Onur’la huzuru bulacağına inanır.

Bu ilişki, kendilerini ve hayatı sorgulayan Zeynep ve Onur için bir sınav olacaktır.

BENİM VE ROZ’UN SONBAHARI
Antik bir kasaba, yapılacak baraj nedeniyle sular altında kalacak ve dünyada eşi benzeri görülmeyen bu zengin kültür de yok olacaktır. Bunu engellemek için tüm güçlerini seferber ederek mücadele eden sivil hareket ne yazık ki yenilgiye uğrar. Bu hareketin başını Gazeteci Metin çeker. Eski bir tipo makineyle çıkarttığı yerel gazetesiyle baraj yapımından rant bekleyen çıkar çevrelerine karşı mücadele eder. Metin’de simgeleşen bu mücadelenin hedefi barajın rantını yiyen Müteahhit Sofu’dur.

Yapılan Baraj nedeniyle kasabalarından göçe zorlanan kasaba halkıyla, buna önderlik eden yerel bir gazetecinin verdiği inişli çıkışlı mücadeleyi,  Irak savaşın yol açtığı göç olayıyla paralellikler kurarak anlatıyor.

Kasaba halkı  uzun yıllar boyunca yapılacak barajı engellemek için gazeteci Metin önderliğinde mücadele etmiştir. Ancak rant çevrelerinin çıkarları sonucu bu mücadeleyi kaybeder. Söz konusu kasabanın antik bir müzeyi andıran kültürel ve tarihi zenginliği bu yenilgiyi daha da trajik kılar.
Bu mücadele süreci sonucunda karısı hapse düşen, çocuğu orada doğan Metin adeta dibe vurur. Örnek bir önderken adeta bir berduşa dönüşür.  Terörün yok ettiği köyde bir köyden göç ederek kasabaya gelen 13 yaşlarındaki Roz ise insanlara yeni yeni alışmaktadır. Kasabalıların yenilgisi, vahşi güzelli Roz’un umutları, sonbaharını bu coğrafyada geçirmeyi tercih etmiş eski dansöz Tijen’in hikayesi, ilkbaharı olmayan ve sonbaharı yaşayan cesur ve zeki çocuk Şoreş’in hikayesi birbirine karışmıştır.

YEDİ AVLU
Antakya’da avlular yüksek duvarlarla sokaktan ayrılır ve kapıları hep kapalıdır. Antakya’da her avlu ayrı bir dünyadır. Sakinleri Türk, Arap, Hıristiyan, Yahudi, Ermeni, Süryani, Rum, Alevi ve Sünni… Ve her avluda ayrı bir dil konuşulur…

Eleni 27 yaşında, güzel ama bakımsız Rum bir kadın. Dokuz, yedi ve beş yaşlarında üç kızı var. Arap Alevi’si eşi öldükten sonra, komşuları tarafından dışlanmış bir durumda. Erkekler dedikodu olur diye, kadınlar da eşlerinden uzak tutmak için onunla diyaloglarını kesiyorlar. Böylece kızlarıyla yalnız kalan Eleni, insanlarla iletişim kurmak için her akşam bir bahaneyle mahalledeki avluları dolaşır… Mahallede aynı sokakta yedi avlu vardır. Eleni bu kez limon istemek için yedi avluyu dolaşıyor fakat kimse ona bir limon vermeden yüzüne kapıyı kapatıyor. Çünkü her avlunun kendine özgü bir musibeti var…

Birinci avluda 1968 kuşağından beş sosyalist bir zamanlar neden devrim yapamadıklarını tartışıyorlar.

İkinci avluda Ermeni aile Ermenistan’dan gelen misafirlerine yoksulluktan ve dillerini unuttuklarından yakınıyorlar.

Üçüncü avluda Kürt aile ayyaş babalarını erik ağacına bağlamışlar. Türk baba Kürt karısı ve çocuklarına küfür ediyor.

Dördüncü avluda çocukları olmayan Arap karı koca Avluda hazine arıyorlar. Kazı sonucunda içinde çocuk mumyası olan bir lahit çıkıyor.

Beşinci avluda, kendi cemaatinden evlenecek yaşta kız bulamayan Musevi Azra, Müslüman ve dilsiz bir kızla evlenmek isteyince annesiyle arası açılıyor…

Altıncı avludaki yeni evli olan zekâ özürlü Tahir ile Zehra avludan çıkması mümkün olmayan arabalarına binip “gezmeye çıkıyorlar”.

Yedinci avluda ise genç ölen karısının hayaliyle yaşayan ve devamlı geçmişle hesaplaşan ihtiyar Mürşit var.

Böylece Yedi Avludan eli boş dönen Eleni, evinin bodrumuna inip gözlerinden yaş süzülen “Ağlayan Meryem Ana” ikonunun önüne geliyor. Eleni de ağlayarak insanların neden birbirine acı verdiklerini sorgulayan bir monologa başlıyor…

İLKBAHAR SONBAHAR
Dünyanın gidişatından memnun olmayan 68 kuşağından bir yönetmenin hayata müdahale etmeye karar verişini anlatan İlkbahar Sonbahar’ın senaryosu da Yavuz Özkan’a ait.

Coşkulu bir manifesto yayınlayarak gençlere çağrı yapan yönetmen, “kendinize ait bir hikâyeniz yoksa başkalarının hikâyelerinde yer alırsınız” diyerek macerayı başlatır.

Filmin başrollerinde Alpay İzbırak, Yiğit Sertdemir, Sermet Yeşil yer alıyor. İlkbahar Sonbahar yönetmenin 14.filmi olma özelliğine de sahip.

Dünyanın gidişatından memnun olmayan 68 kuşağından bir sinema yönetmeni hayata müdahale etmeye karar verir. Bu nedenle aileden kalma araziyi ve kır evini ipotek eder. Aslında onun derdi bir film çekmek değildir. Onun derdi, hiçbir ucuzluğa, bayağılıya bulaşmadan yepyeni bir üretim modeli, yeni bir dil, yeni bir estetik anlayışı, en önemliside yeni bir üretim ahlakı yaratabilmektir.

Coşkulu bir manifesto yayınlayarak gençlere çağrı yapar. Olay kısa zamanda duyulur. İlan edilen gün ve saatte kır evi dolup taşmaya başlar. Gelenler deklerasyonda sözü edilen isyanın, başkaldırının bir parçası olmak için geldiklerini söylerler. Ama aslında çoğunun derdi bir iş kapabilmek, bir film çekiminin büyüleyici macerasını yaşamak ve bu sayede başka bir hayata yelken açabilmektir. Üçyüzden fazla aday arasından 15 kişi seçilir.

Yönetmen ilk toplantıda “sizleri seçerken daha önce neyi başarıp başarmadığınıza bakmadık. Çılgınca hayaller kurabilecek biri misiniz, kalbinizin ve sezgilerinizin peşinden gidecek cesarete sahip misiniz diye baktık. Çünkü biz yaşadığımız hayatı anlatılmaya değer hikayelerle zenginleştirmek için buradayız. Ama bunu yapabilmeniz için öncelikle bir hikayenizin olması gerekir. Eğer kendinize ait bir hikayeniz yoksa başkalarının hikayelerinde yer alırsınız.” diyerek burada kendi hikayelerini yaratacaklarını söyler ve büyük macerayı başlatır.

Reklamlar

One response to “İpek Yolu Film Festivalinde Yarışacak Filmler Belli Oldu

  1. Semir Aslanyürek’in Filmini çok merak ediyorum. Umarım bu defa hak ettiği değeri görür. O Türkiye’nin standartları üzerinde bir yönetmen..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s