Bu “NEFES” Tamda Zamanın da Geldi (Film Kritik)

Aylardır beklenen Levent Semerci’nin Nefes filmi sonunda vizyonda. Fragmanı bile rekorlar kıran filmi ilk üç günde 350 bin kişi izledi.

Yıllardır sürekli Türk filmlerini, yönetmenlerini, oyuncularını yakından takip ettik. Genelde kalitesiz olan yapımlara kendi ülkemizin üretimleri olduğu için olabildiği kadar anlayışla yaklaştık.

Bu yıl 70 film çekildiğini öğrendiğimiz zaman içimizden sevindik ve merakla bekledik. Sonunda sezon açıldı ve filmler teker teker kendini göstermeye başladı. İki, üç film dışında büyük hayal kırıklığına uğradık.

Levent Semerci’nin Nefes filmiyle ilgili bilgiler geldikçe kullandık, yazdık. Fakat yapım şirketi de yönetmen de bu konuda çok ketum davrandı. Hatta filmin basın gösterimi bile yapılmadı. Biz de bu filmi sayfalarımıza taşıyamadık. Antalya Film Festivali dönüşünde filmi seyredebildik. Bu filmi seyrettikten sonra yönetmene de yapım şirketine de teessüflerimi sunuyorum. Bu kadar iyi bir film yapıp nasıl bunu saklarsınız?.. devamı — >

Nefes öyle bir film ki her vatandaşın seyretmesi gerekiyor. Kesinlikle bir propaganda filmi olmadığını söylemeliyim. Hangi siyasi görüşe inanırsanız inanın filmin içindeki hiç bir detaya karşı çıkamazsınız. Müthiş bir gözlem ve gerçeklikle karakterler oluşturulmuş.

Ben ilk kez Hollywood yapımlarıyla yarışacak kalitede senaryoya, diyaloglara ve çekimlere sahip bir üretim görüyorum. Bu kadar da iddialı konuşuyorum. Ve acı olan şu ki, bu ülkenin çoğunluğunun inandığı resmi ideolojinin ilk kez dört dörtlük bir şekilde sinemalaştırıldığını görüyoruz.

Biz hep ne deriz, Türk sineması sanki bu toprakların tarihi veya sosyal problemlerinden kopuk bir sinemadır. Arada bir iki sinemacı çıkar yaptıklarıyla ses getirir sonrası karanlık bir sessizliktir. Yılmaz Güney ve sineması, Yorgun Savaşçı’nın başına gelenler gibi… Bütün bu örneklerden sonra bence aynı derecede devrimci bir filmdir Nefes. Şu an dağda sınırı bekleyen, ölen, şehit olan askerlerin gerçek hikayesidir bu film. Belki sinema içinde karşı bir devrimdir Levent Semerci’nin yaptığı.

Türk filmlerini seyrederken izleyicinin aklına hep şu gelir, “Ben bu karakterleri etrafımda görmüyorum. Gerçekliği yok bunların.” İşte Nefes’i seyrettiğinizde bu duygunun tam tersi olarak, oğlunuzu göreceksiniz bu filmde. Askere gitmiş veya gitmek için sıra bekleyen kendi oğlunuzu. Benim gibi 40 yaşını devirmişseniz, sizin gördüğünüz bir Atatürk algısını hissedeceksiniz.

Filmin bütünü çok güzel ama açılış sahnesi ve kapanış sahnesi o kadar etkili ki bu iki sahneyi de genç sinemacıların mutlaka seyretmesini öneririm. Yazının son satırlarına gelirken filmi izlediğim sinema salonunda yaşadığım bir iki dakikayı da size aktarmam gerekiyor; Nişantaşı’nda iş saatinde seyrettiğim için salon dolu değildi. Salon karardı, film başladı. 15-20 kişilik komando grubu dağların arasında yürüyordu. Bir keskin nişancının açtığı ateş sonucu gruptan bir askerin kafasından vurulduğunu gördük. Sonra çatışma başladı ve bu çatışmadan sonra grup karakola ulaştı. Komutan bütün karakolu toplayıp bir konuşma yaptı. Bu konuşma sırasında benim yanımda oturan genç kız ve erkek ağlayarak salonu terk ettiler.

Çünkü o komutanı oynayan Mete Horozoğlu’nun dudaklarından dökülen her söz yüreğimize saplandı. Horozoğlu askerlerine söylerken izleyiciye de söylüyordu her şeyi. O diyalogların bir çoğu kafama kazındı ama buraya yazmayacağım çünkü bunları salonda o filmin gerçeklerinin içinde dinlemenizi salık veririm. Gidin, seyredin ve dinleyin. FİLM KRİTİK: SERDAR AKBIYIK

Reklamlar

3 responses to “Bu “NEFES” Tamda Zamanın da Geldi (Film Kritik)

  1. Bu aşağıda söyleyeceklerim tamamen filmin yönetmeni, senaristi ve (varsa) askeri danışmanı içindir!
    Film, fragmanların dan anlayabildiğimiz kadarıyla, güzel mesajlar vermeye çalışan ve insanları uyandıran bir film gibi algınanıyor. Fakat filmin ayrıntılardan birçok sonuç çıkarabiliriz.
    Bir insan bir işe girişirken, bir hedefi ve niyeti vardır. Bu hedef doğrultusunda sezarın hakkını sezara vermelidir. Yoksa haksızlıklarla birilerini inciterek, çatışma ortamı yaratabilir. Kol yapacağız derken bacak kırmamalıyız.

    En önemlisi bu işi hangi amaçla yaptığıdır. Yani Levent Semerci bu işe girişirken, gerçekten o insanları düşünüp gözünden yaşlar gelerek mi yaptı, yoksa film gösterime girdikten sonra gişelerden akacak parayı düşünüp gözlerinde dolar işaretleri belirerek mi yaptı. … Devamı

    Cahillik mi yoksa Kasıt mı? (İkisi de birbirinden kötü)

    TSK İç Hizmet Kanunu gereği, Subay ve Astsubay’lar tekmil verirken rütbe ve soy isim söylenecek şekilde tekmil veririler. Mesela Ütğm Vural, Üçvş Engin gibi. Erbaş ve Erler ise isim, soyisim ve doğum yeri (memleket) söyleyecek şekilde tekmil verir.

    1) ‘Muhabere Astsubayı Üstçavuş Kamil ATEŞ Çorum Emret Komutanım’ diye kanunen bir Astsubay’ın verebileceği böyle bir tekmil çeşidi yoktur. Doğrusu ‘Üstçavuş Ateş’ dir. Bu kadardır ve böyle olmalıydı. Bu, Erbaş Erin tekmiliyle Subay ve Astsubay tekmilinin karışmış olduğu cahilce bir durumdur.

    2) Film içerisinde, sümsük bir tipin özellikle Astsubay olarak seçilip, başına komando beresi bile verilmeden askerlerin arasında, arkalara yerleştirilmiş olması ve subayların, arkada bekletilerek, bağırılan ve ‘suçlu bir kesim’ yerine konulmuş topluluğun içine sokulmamış olması bir birliğin düzenini göstermez. Bir birlikte, bir şey zuhur ettiyse, bunun sorumlusu tüm rütbelilerdir. Yani orda bulunması gereken sadece gariban yerine konulmuş bir Astsubay değildir. Taadat (içtimaa) alanı bir ibadet alanıdır ve sadece en kıdemli kişi ayrı durur. O ayrı duran rütbeliler, bu bağıran, çok bilmiş arkadaşın akrabalarımı acaba da ayrı duruyorlar.

    3) Bağırarak ‘Astsubayım uyumaaaaaa’….. Bu nasıl bir ifade şeklidir. Sen nesin de, kimsin de ‘Astsubayım’ şeklinde aitlik ekiyle bağırarak hitap ediyorsun. Astsubay sahibimi oldun.
    Filmin içerisinde geçen, bu durumlar kasıtlı olarak, belli statüleri aşağılamak gibi bir iğrenç amaç gütmemektedir. Kimse, bir zümreyi diye, başka bir zümreyi aşağılayamaz.

    Film içerisinde bir tane bile Uzman Çavuş görememiş olmamız, filmin yapımcılarının ne kadar yanlı olduklarını ortaya çıkarıyor. Bu durum ya bir kara cahilliktir veya özellikle bir kasıttır. Gel gör ki dağları kim daha fazla. O kahramanca lanse edilen, telkin işini dağlarda kimler yapıyor acaba. Antalya Kemer de film çekmeye benzemiyor bu işler. Bi iş yapacaksanız herkesin hakkını verin. Hadi diyelim ki bu tür ortamları orda ki hiç kimse bilmiyor, Hakan Evrensel demi bilmiyor.

    Bu filmin bir askeri danışmanı var mıydı acaba? Eğer Hakan Evrensel bu konuda, askeri danışmanlık yaptı ise bu kişinin askerliğinden, askeri bilgisinden ve Astsubaylara karşı art niyetinden dolayı insanlığından şüphe etmek gerekir.

    Bu, Türk filmlerinin ortak zaafıdır. Köprü dizisinde daha ceng eden bir Astsubay veya Uzman Çavuş görememiştik. Polis teşkilatının tüm yükünü polis memurları çekerken, Arka Sokaklar dizisinde hep komiserler kahraman oldu.

    Bu ve buna benzer yapımlar Türkiye deki yalaka takımı yönetmen ve senaristlerin eserleridir. Ve yine bu insanlar; alabildiğince yalaka, üst kademelere yaranarak prim yapmaya çalışan, kendi doğruları olmayan, onun yerine başkalarının düşündüğü, güdülebilir insan tipidir.

    5) Komutan, bir astının iç çamaşırının rengine kadar bilen insana denir. Askeri adap ve işleyiş gereği, Amir konumundaki bir insan, bir astına herkesin önünde ‘Sen lojmanda mı kalıyorsun, ‘karın’ var mı gibi şaçma sapan sorular sormaz, sormamalıdır ve ayıptır. Bunu ancak o birlik dışından gelen bir üst rütbeli komutan sorabilir. Eğer bilmiyorsa ve o ana dek öğrenmediyse o ‘komutan’ değildir. Birliğindeki bir Astsubay’ın (ki kuruluş gereği o birimdeki kıdem bakımından 3.veya 4. kişidir) evli olup olmadığını bilmeyen aciz biri o birliğe nasıl hükmedebilir acaba.

    6) ‘Sizi kendi ellerimle vurup, isminizin altına eğitim zaiyatı diye imza atarım’ çok ilginç bir ifade olmakla birlikte sanki ordumuz patagonya ordusu, kanunu nizamı yok da, bir insanın kaderi, bir başka insanın iki dudağının arasındaymış gibi lanse edilmiştir. Ortaçağ da mı yaşıyoruz, nesin sen, neyin altına imza atıyorsun, sana kim verdi o yetkiyi…. Burası Laik Demokratik Sosyal bir HUKUK devletidir.

    7) Kimdir bu insanlar ve amaçları nedir?

    LEVENT SEMERCİ
    Almanya da yaşıyor, arada üç – dört günlüğüne Türkiye’ye gelip, deli paralara reklam çekip gidiyor. Tüketicilerin bilinçaltını sömürdüğü yetmemiş gibi, şimdi de halkın saf duygularını sömürerek para kazanmaya çalışıyor.

    Hakan EVRENSEL
    Üsteğmenliğinde ordudan nasıl ve niçin ayrıldığını açıklamayan, ayrıldıktan sonra gazetecilik ve yazarlık yapamaya çalışan eski bir askerdir.
    Kendi sitesinde şöyle ifade ediyor;
    “Bir yerlerde yanlış var, ama nerede?” diye sormaya başladı. Yanlışın ne olduğunu ordu içinde bulamayacağını anlayınca çok sevdiği, askerlik mesleğinden ‘KENDİ İSTEĞİ’ ile ayrıldı.
    (http://www.hakanevrensel.com/hakkinda.htm)

    926 sayılı TSK Personel Kanunu gereği; Muvazzaf Subay ve Astsubaylar 15 yıl mecburi hizmet süresine tabidirler.
    Bir insan askeri okul okudu ise muvazzaftır, sözleşmeli olamaz. Bu insanın üsteğmenliğin de orduyla ilişiğinin kesildiğine göre mecburi hizmet süresini tamamlamadığı apaçık görülüyor. Bu rütbede ki bir asker, ordudan kendi isteği doğrultusunda ayrılamaz. Kendi isteği ile ancak firar edebilir, sağlık sebebiyle malulen emekli olur veya YAŞ kararı ile kovulmuş olabilir.
    KULLANMAK VE ALET ETMEK
    Çok daha acı olan kısma geldik.
    O bölgede insanlar dağ tepe dolaşsın, aylarca göreve gitsin, arkadaşı şehit düşsün, kendisi şehit düşsün ve birileri, seçim zamanı birtakım siyasi partilerin Şehitler üzerinden siyaset yapıp, Mehmetçiği iğrenç emellerine alet edip, halkın saf duygularını sömürdüğü gibi; Levent Semerci ve saz arkadaşları da, Şehitler ve o kadar Mehmetçik üzerinden film yaparak ve halkın saf duygularını sömürsün ve pirim yapsınlar, para kazansınlar. ödüller alsınlar, şampanya kaldırsınlar ve sevinsinler. Birileri ölsün birileri de bunun üzerinden para kazansın. Olayın esas kahramanları yine birilerinin güzel maskelenmiş iğrenç emellerine alet olsun.

    Neymiş ‘Biz oralarda ki arkadaşlarımız için bir şeyler yapmak istedik, o yüzden bu tür bir film çekme gereği duyduk’ Çanakkale destanının, Kurtuluş destanının daha doğru dürüst bir filmi yok. Bu insanlar önce onları çeksin. Gündemdeki konuları değerlendirerek insanların duygularıyla oynamasınlar.

    Hayatın gerçekleri ve renkleri farklıdır. Açtırmayın kutuyu, söyletmeyin deliyi. Daha burada söylenemeyecek çok şey var.

    Bundan sonra bu filmi ve çekenide, paylaşanıda, izleyenide, izletenide şiddetle kınıyorum.
    Saygılarımla.

  2. cok kötü bir yapim. senaryo ve film yönetmenine yüz üzerinde sifir puan. bu kadar bunaltan bir film daha izlemedim. Cok gercek disi ve sadece maddiyat niyetinde insanlarin duygusal damarina basma amacli

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s