Dünya Dışı Canlılar Aramızda
Bulgaristan Uzay Araştırmaları Enstitüsü bilim adamları, Dünya’da halihazırda uzaylıların olduğunu ileri sürdü.
Daily Telegraph gazetesinin Bulgar basınına dayanarak verdiği habere göre, Enstitünün Başkan Yardımcısı Lachezar Filipov, uzaylıların varlığıyla ilgili araştırmanın, bunların gerçekten Dünya’da var olduklarına işaret ettiğini ve varlıklarını aramızda dostça sürdürdüklerini gösterdiği düşüncesinde olduğunu belirtti.
Enstitü, kendilerine gönderilen birçok karmaşık sembolü çözme çalışmalarına başladığını açıklarken, Dünya’nın dışındaki yaşamla iletişim halinde olduklarını ileri süren Filipov, bilinmeyenlere cevap olacağına inandıkları dünya genelindeki 150 kadar ekin çemberini araştırdıklarını kaydetti.
Filipov, “Uzaylılar halihazırda aramızda yaşıyor, bizi gözlemliyor. Bize düşmanca yaklaşmıyor, aksine yardım etmek istiyorlar. Ancak biz onlarla iletişim kuracak yeterlilikte değiliz” diye konuştu.
Vatikan’ın dahi uzaylıların varlığını kabul ettiğini belirten Filipov, insanoğlunun Dünya dışı yaşamla, radyo dalgalarıyla değil, düşünce gücüyle iletişim kurabileceğini ve bunun 10-15 yıl içinde kesinlikle olacağını savundu.
Çıplak Adam – Desmond Morris
İngiliz zoolog, yazar ve ressam Desmond Morris’ten yaşama bakışınızı değiştirecek bir başka kitap daha… 1970’li yıllarda Türkiye’yi de sarsan kült kitap Çıplak Maymun’un (1967) çokyönlü eksantrik yazarı öğretmeye, şaşırtmaya ve eğlendirmeye devam ediyor. 2004’te yayımlanan Çıplak Kadın’ın ardından bu kez tepeden tırnağa çıplak kalan, erkek.
Çıplak Adam gözlerden penise, ellerden omuzlara erkek vücudunu mercek altına alırken, bilimsel ayrıntıların bile kolayca anlaşılabileceği eğlenceli bir okuma vaat ediyor.
Erkeklere gerçekten ihtiyaç var mı? Av peşinde koşmaya gerek kalmayınca avcılık dürtüsüne ne oldu? Hayatta kalma stratejisi içinde erkek tekeşli mi kalmalı? Eşcinsel erkekler daha mı başarılı? Erkeğin beden dilinin ardında yatanlar… Sünnettin eksileri ve artıları… Çıplak Adam’da Desmond Morris bir kez daha tabuları sarsarak hararetli tartışmalar yaratıyor… Devamını okuyun…
İnternet Kafeler 3+ ile çağ atlıyor
Geleceğin İnternet Kafelerinin Temelleri Kocaeli’nde Atıldı. Kocaeli’nde Geleceğin İnternet Kafeleri bir araya geldiler…
En güncel lisanslı yazılımlar ile güvenli ve gelişmiş bir Internet deneyimi sunan 3+ İnternet Kafe projesi, bu mekanların çağdaş, nezih ve güvenilir ortamlar olarak yeniden konumlanmasına katkıda bulunuyor.
3+ Internet Kafe projesinin Kocaeli kamuouyuna tanıtımı için düzenlenen toplantıda bu işletmelerin toplum içindeki önemi bir kez daha vurgulandı
Yurt çapında yaygın hizmet veren İnternet kafeler, işlevleri ve ekonomiye sağladığı katma değer ile Türkiye için büyük bir önem taşıyor. Özellikle teknolojiye erişimi kısıtlı olan bölgeler ve kitleler için İnternet kafeler kritik bir rol üstleniyor. İnternet kafelerin bilgi toplumundaki yaşamsal önemine inanan Microsoft, İstanbul ve Ankara İnternet Kafeciler Odaları inisiyatifi ve Kültür Bakanlığı desteği ile bu işletmelerin toplumda nezih ve güvenilir birer sosyal mekan olarak algılanmasını sağlayan önemli bir projeye imza atıyor. Bu amaçla geliştirilen 3+ Internet Kafe projesinin detayları 23 Kasım 2009 tarihinde Kocaeli Extreme Internet Cafe’de düzenlenen bir toplantıyla tanıtıldı… Devamını okuyun…
12 Eylül ve Bir Hayat Kadını
Gazeteci Adnan Gerger’in ‘Yürürlükteki Yalanlar’ kitabındaki bir öyküsünden yola çıkılarak sahneye getirilen oyun, 12 Eylül döneminde cezaevine düşen bir hayat kadınının yaşadıklarını anlatıyor
//
Gazeteci Adnan Gerger’in bir öyküsünden yola çıkılarak dönemin bütün taraflarını farklı yönleriyle eleştiren oyunun 25 Kasım’da dünya prömiyeri yapılacak.
Adnan Gerger’in ‘Yürürlükteki Yalanlar’ adlı öykü kitabında yer alan ‘Hayat Kadını’ isimli öyküden oyunlaştırılan eser, ‘Çağdaş Sahne’ özel tiyatro topluluğunun yeni binasının açılışında seyirci karşısına çıkacak.
Yönetmenliğini Nihat Alanur’un üstlendiği eserin senaryosunu da Alanur kaleme aldı. Işık tasarımını Tuncay Ün’ün, müziklerini Koray Kahraman’ın hazırladığı eserde, hayat kadını Başak Doğan’ın gençliğini Pelin Ünver, cezaevinden çıkışından sonraki yıllarını Belkıs Akçıl sahneye getiriyor.
Yapıtta Albay Selim Kaya’nın gençliğini Ahmet Arslan, yaşlılığını Nihat Alanur canlandırırken, eserde diğer rollerde Batuhan Öztürk, Mustafa Koçyiğit, Ece Acar, Eray Esen ve Faysal Aslan yer alıyor.
Eser, yakınlaştığı devrimci bir gencin bazı belgelerinin çantasından çıkması nedeniyle Mamak Cezaevine düşen, burada işkence gören Başak Doğan adlı hayat kadınının hikayesini anlatıyor.
‘EN BÜYÜK ACILARI KADINLAR ÇEKTİ’
Eserin yazarı Adnan Gerger, 12 Eylül’de acılar yaşandığını, en büyük acıları da kadınların çektiğini söyledi. Gerger, öyküyü yazmadaki hareket noktasını, ”12 Eylül’de kadınlar iki kere acı çekti. Cezaevine düşen kadınlar oldu, cezaevi kapısında bekleşen anneler, kız kardeşler vardı.” sözleriyle özetledi.
Erkek egemen bir toplumda yaşanıldığı için kadınların her devirde acılara maruz kaldığını da belirten Gerger, ”Hikayeyi gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenerek yazdım. 12 Eylül döneminde Mamak Cezaevinde yatan ve çıkan bir kadınla röportaj yapmıştım. Ayrıca benim Edebiyat Fakültesinde okuduğum dönemde yaşadıklarımdan da yola çıktım. İki öyküyü birleştirdim, ama biraz kurgu var. İlk kez bir öyküm sahneye uyarlandı.” dedi.
‘TEPKİMİZ ASKERE KARŞI DEĞİL’
Oyunun yönetmeni Nihat Alanur da 12 Eylül döneminde yaşananları işleyen pek çok sinema filmi, televizyon dizisi ve tiyatro yapıtı bulunduğunu anımsattı.
Yaşanmış bir olaydan yola çıkılarak yazılan öyküyü sahneye getirdiklerini, eserin bu yönüyle özel olduğunu vurgulayan Alanur, ”Türk tiyatrosu, belki de ilk kez 12 Eylül’le böyle yüzleşecek” diye konuştu.
Eseri argo söylemler, cinsel içerikli ve fiziksel şiddet içeren sahneler de içerdiğini aktaran yönetmen, bu nedenle oyunu 18 yaş üzerindeki seyircilere tavsiye ettiklerini söyledi.
Yapıtın o dönemde yaşananları bütün tarafları eleştirerek sahneye getirdiğini ifade eden Alanur, ”Biz hiçbir siyasi söylemin, siyasi partinin sözcüsü ya da savunucusu değiliz. Ancak biz toplum olarak birtakım konularla hiçbir zaman yüzleşmediğimiz için aşama kaydedemiyoruz. Bu nedenle eseri sahneye getirdik” şeklinde konuştu.
Oyunun bazı yönleriyle eleştiri konusu olabileceğini, bunu şimdiden göze aldıklarını dile getiren sanatçı, ”Burada bir şeyin daha altını çizmem gerekiyor. Biz bu oyunda askerleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) rencide etmeyi değil, o dönemdeki kişiler kanalıyla yapılan yanlışları vurgulamayı amaçlıyoruz. Hedefimiz kesinlikle TSK değildir” açıklamasında bulundu.
Eserde rol alan üç başrol oyuncusu Pelin Ünver, Batuhan Öztürk ve Ahmet Aslan da 12 Eylül döneminde henüz dünyaya gelmediklerini, ancak kitaplardan ve filmlerden yaşanan acıları yakından gördüklerini ifade ettiler. Genç oyuncular, bu eserde rol alarak dönemi daha iyi anladıklarını dile getirdiler.
Yapıtta iki işkenceciyi canlandıran Faysal Aslan ile Eray Esen ise rollerinin kendilerini çok etkilemesi nedeniyle psikolojilerinin bozulduğunu ve bu sebeple profesyonel yardım almaya başladıklarını ifade ettiler.
‘Hayat Kadını’ 25 Kasım’da prömiyerini Çağdaş Sahne’de gerçekleştirecek.
Bülent Akyürek’ten “İtin Biri”
Yayınlandığı yıllarda underground romanın Türkiye’deki öncüsü olan “İtin Biri” şizofrenik bir arkaplânla kurgulanmış ve biçim, kurgu, dil özellikleriyle yeni romanın öncüsü olmuştu.
İtin Biri, üçlü aşk üstüne yazılmış en iyi romanlardan biridir.
Gitmişti ama önceleri bunun küçük bir şaka olduğunu sandım.
Daha çok ıslanacağız Tüm geceyi yağmurun altında bu sözü tekrarlayarak geçirdim. Onunla tanışmamız kışa rastlamış olacak ki, sokaklarda birbirimizi daha derinden tanımak için köpekler gibi nereye gittiğimizi bilmeden o park senin bu park benim gezinir, bol bol da ıslanırdık.
Evime doğru yürürken kızgın olduğum şahıs ve şeylere karşın ağzımı dolduruyor, küfredersem rahatlayacağıma inanıyordum. Oysa ve yahut küsmek karşı tarafın varlığını kabul etmektedir. Bu yüzden Tanrı’ya küfreden ateistleri anlayamamışımdır hiçbir zaman. Yine de saygı duyulacak yönleri yok değil! Kimseye ve hiçbir şeye ait olmamak… Bu korkunç boşluğu nasıl, neyle dolduruyorlar?
Yayın Yılı: 2009
91 sayfa
Kitap Kağıdı
13×19 cm
Karton Kapak
ISBN:6055653033
Dili: TÜRKÇE
Bülent Akyürek
FİNCAN YAYINLARI
Mehmet Selçuk Bilge’den “Tim Burton sendromu” Sergisi
”Tim Burton’un pek cazip hastalıklı dünyası, bünyeyi baştan çıkarmaya üç yaşında başlıyor” Mehmet Selçuk Bilge’nin ‘Tim Burton Syndrome’ adlı sergisi usta yönetmenin dünyasını seven herkesi bekliyor.
Plato Film yönetmenlerinden Mehmet Selçuk Bilge’nin resim, fotoğraf, makyaj, tasarım, video ve şiirlerinden oluşan ‘Tim Burton Syndrome’ adlı sergisi açıldı.
HİÇBİR ŞEY ÜZERİNE HERŞEY İÇİN
”Yakın arkadaşlar, tehlikeli oyuncaklar, fotoğraf makinesi ve photoshop lazım. 18 yaşından büyük olmaya da pek gerek yok, Tim Burton’un pek cazip hastalıklı dünyası, bünyeyi baştan çıkarmaya üç yaşında başlıyor, künyeyi yok sayıyor. Belki yeni uzun metrajına ya da animasyonuna fikir veririz, ya da bu muhteşemlik içimizde patlar, amacımız sadece eğlenmek ve egomuzu tatmin etmek. Sendrom müthiş, kalpler kırık, hepimiz mutasyona uğrak, gelecek bizim için, keyif de bizim. Onlar için Seinfeld, bizim için Bizimkiler. Sendrom uzun ömürlü olsun, herkes bana baksın. Tim Burton Syndrome – Hiçbir şey üzerine, herşey için.”
‘Tim Burton Syndrome’ sergisi 25 Kasım’a kadar Kadıköy Hush Gallery’de görülebilir.
Türkiye Milyar Dolarları Geri Tepiyor!
Türkiye CERN’de 50 milyon dolar ödemiyor, milyar dolar kaybediyor.
Cern’de görevli Doç. Dr. Kerem Cankoçak, Türkiye’nin CERN’e üye olması halinde ödemesi gereken yıllık 50 milyon doları fazla bulmasını eleştirdi. Cankoçak, “Yetkililer ‘3 vereceğiz 5 almalıyız’ diyor. Bilimde bugün 3 verip yarın 5 alamazsın ama bilime yatırım yapan ülkeler dünyanın en zengin ülkeleri oldu” dedi.
İSTANBUL Teknik Üniversitesi (İTÜ) adına Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) görevli biliminsanı Doç. Dr. Kerem Cankoçak Türkiye’nin CERN’e üye olması halinde ödemesi gereken yıllık 50 milyon doları fazla bulmasını eleştirdi. Doç. Dr. Kerem Cankoçak, küresel cirosu yaklaşık 1.8 milyar dolar olan ve 2009-2010 faaliyetleri için Türkiye’yi hedef ülke belirleyen Teradata’nın “Bilgi Teknolojileri ve Evrim” başlıklı etkinliğine katılmak için Türkiye’ye geldi. TÜBİTAK yetkililerinin CERN’i ziyaret ettiğinde “50 milyon dolar verilecek peki faydası ne olacak” diye sorduğunu anlatan Doç. Dr. Kerem Cankoçak şöyle konuştu: “3 vereceğiz 5 almak isteriz diyorlar. Bu iş öyle değil. Türkiye’de kullanılan her alet, ses kayıt cihazından bilgisayara dışarıdan alınıyor. Oysa bu insanlar yüzlerce yıl bilime yatırım yaptılar, şimdi onun nimetlerini yiyorlar. Şu anda elektronik çağda yaşıyoruz diyoruz. Elektron 1897’de keşfedildi. Keşfedildiğinde kimse bir elektronik çağda yaşayacağımızı bilmiyordu. Bilime yatırdığımız paranın ileride nasıl döneceğini şimdiden kestiremeyiz. Bugünden yarına bir iş değil. Temel bilimde bugün 3 verip yarın 5 alamazsınız. Ama uzun vadeli yatırımdır ve bilime yatırım yapan ülkeler bugün en zengin ülkeler.”
yazının devamı—> Devamını okuyun…
Amerika’nın Popüler Kültür Savaşı
20. yüzyıl ‘Amerikan çağı’ diye anılıyor. Ben bu nedenle Amerika’nın kendisini bir ‘20. yüzyıl ikonu’ olarak nitelendiriyorum. Romanından mimarisine, müziğinden görselliğine kadar neresinden bakılırsa bakılsın Amerika bir 20. yüzyıl ikonu
Bir süredir Amerika’dayım. İnsanın yirmi beş yıldır gelip gitse de her defasında bu ülkeden etkilenmemesi zor. Sokaklarında dolaşır, trenlerine biner, ofislerine girip çıkarken eğer 20. yüzyıldan herkesin bildiği, anımsadığı, şöyle veya böyle kendisiyle bir biçimde ilişkilendirdiği 10 kadar ikon seçseydik bunların neredeyse tamamı Amerika’dan çıkardı deyip düşünmeye başladım. Bunda şaşılacak bir şey yok. 20. yüzyıl zaten ‘Amerikan çağı’ diye anılıyor. Ben bu nedenle şu yukarıda değindiğim yargıyı biraz değiştiriyor ve Amerika’nın kendisini bir ‘20. yüzyıl ikonu’ olarak nitelendiriyorum. Romanından mimarisine, müziğinden görselliğine kadar neresinden bakılırsa bakılsın Amerika bir 20. yüzyıl ikonudur. Geride bıraktığımız çağ özellikle 1945 sonrasından itibaren her şeyiyle Amerika’nın damgasını taşıyor ve bu gelişme Serge Gilbaut‘nun tabiriyle ‘avant-garde‘ düşüncesini Avrupa’dan çalan Amerika’nın o çaldığı malı ne derecede işleyip yeniden ona ’sattığını’ en somut biçimde ortaya koyuyor. Yeni Dünya’nın bu noktaya erişmesinde rol oynayan en önemli etken hiç kuşku yok ki, görselliğin açılımıdır. Sinemayla başlayarak Amerika kendisini ve kültürünü eski dünyaya karış karış, adım adım taşımıştır. Önce sinemayı bir sanayi haline getirmiş sonra da onun aracılığıyla adeta dünyayı yeniden biçimlendirmiştir. Fakat bu ortamda kullandığı araç nedir denirse yanıtı popüler kültür olacaktır.
yazının devamı—> Devamını okuyun…
Olumsuzluğun Olumlu Yanlarıda Varmış
Kötü ruh hali kimi zaman iyi gelebilir. Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre olumsuz düşünce, mutsuzluk, insanların yeteneklerini geliştirmesinde büyük rol oynuyor.
Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi’nde yapılan araştırmada negatif duygularda olan insanların, kendilerine anlatılan her şeye inanan mutlu insanlara göre daha eleştirici ve bir konuya daha fazla odaklandıkları ortaya çıktı.
Profesör Joseph Forgas’ın çalışması olan araştırma, pozitif duyguların yeteneği kamçılamadığını, aksine öldürdüğünü savunuyor. Olumsuz ruh halindeki kişinin, dış dünyaya daha dikkatli bakabildiğini söyleyen Forgas, “Negatif düşünce, hafızayı destekliyor, geliştiriyor” açıklamasında bulunuyor.
Yaptıkları bir deneyle bunu kanıtlayan araştırmacılar, mutlu ve mutsuz katılımcılardan bazı söylenti ve mitleri yagılamalarını istiyor. Buna göre mutlu olanlar, kendilerine anlatılanlara inandıklarını ve bunların doğru olabileceğini savunuyor.
yazının devamı—> Devamını okuyun…
Ücretsiz CineDergi Kasım Sayısı Yayında
Serdar Akbıyık, Banu Bozdemir, Fırat Sayıcı’nın hazırladığı ücretsiz sinema dergisi Cinedergi 19 yine dopdolu bir içerikle karşınızda.
Bu sayıda üç önemli röportaj Selda Çiçek, Beste Bereket ve Şebnem Sönmez ile yapıldı. 2012′nin İzinde Kıyamet Alameti Filmler ve Che’ye Uzanan Filmler, Hayatı film olan Mata Hari’den Muhammed Ali’ye ünlüler ayın dosya konuları… Fransız yıldız Audrey Tautou ve Gary Oldman Portre sayfalarının yıldızları. 4. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nin ayrıntılı tanıtımı, Zamanın Ruhu, Sindrella ve Meselâ Dedik köşesi… Eleştiri, vizyon, pek yakında, DVD’ler, kitaplar… Hepsi ücretsiz sinema dergisi Cinedergi’nin yeni sayısında.
“Charles Saatchi” Tam Anlamı İle Bir Sanatkolik
Charles Saatchi’yi tarif ederken en çok kullanılan sözcük, ‘büyük’ olmalı. Dünyanın en büyük reklam ajanslarından birinin kurucusu. Londra’nın en büyük galerilerinden birinin sahibi. Dünyanın en büyük koleksiyonlarından birini elinde bulunduran bir sanatsever. Yumurta diyetiyle 25 kilo verinceye kadar kendisi de hayli ‘büyük’ bir insandı. Irak asıllı Saatchi, tüm bunların yanı sıra, özel hayatıyla ilgili ketumluğuyla da biliniyor. Bir kere basın önüne çıkmayı sevmiyor. Öyle ki, bırakın başka açılışları, kendi galerisinin sergilerine bile gitmiyor. Dağınık yatağını 150 bin dolara satın alarak önünü açtığı Tracey Emin ve ‘star sanatçı’ya dönüşen Damien Hirst gibi yeni isimler keşfetmek için Londra’nın küçük galerilerini arşınlıyor hafta sonlarında. Bu nedenle de geçen ay piyasaya çıkan ve Saatchi’ye yöneltilen sorulardan oluşan ‘My Name is Charles Saatchi and I am an Artoholic’ (Benim Adım Charles Saatchi ve Ben bir Sanatkoliğim) kitabı, büyük yankı buldu.
yazının devamı—> Devamını okuyun…
Rüya Gibi “Buenos Aires”
Duygusal Zeka – Bilmedikleriniz!
EQ: Duygusal Zeka;1980 yılı sonunda Amerikalı iki psikolog, Yale’den Peter Salovey ve New Hampshire’den John Mayer empati, bilinç ve duygusal denetim gibi insan özelliklerini bir araya toparlamak için etkin bir yol arayışı içine girerler.
Birden karşılarına “duygusal zeka” adında akademik çevrelerce bilinmeyen bir tanımlama çıkar. Daha sonra The New York Times yazarı ve psikolog Daniel Goleman bu kavramı en fazla satış yapan kitabına başlık olarak verir. (Emotional Intelligence; Why it can matter more than IQ)
Şimdilerde bu kavram her yerde kullanılmaya başladı. Magazinlerde “kendi duygusal aklınızı keşfedin” başlıklı testlerde, çeşitli senaryolarda karşımıza çıkar oldu.
yazının devamı—> Devamını okuyun…
Windows’ u Kurun, Geriye Kalan Tüm Programlar Burada
Her windows yüklemesinden sonra bilgisayara bazı temel programların kurulması gerekir. Gerekli programları kurduğunuz zaman windows çok daha dayanıklı hale gelecek ve güçlü olacaktır. Bu yazıda yeni windows işletim sistemi kurulmuş bir bilgisayara yüklenmesi gereken 25 ücretsiz yazılım yer almaktadır.
Bu programlar bilgisayarınızı daha güvenli ve daha sağlam hale getirecektir. Aşağıda alfabetik sıra ile programlara ulaşabilirsiniz.
yazının devamı —> Devamını okuyun…
Bu hafta gösterime giren Türk korku filmi Konak, sinemamızın korku dolu filmleri arasında bir yolculuk yapmayı zorunlu kılıyor. Türk korku filmleri hakkında aşağıda okuyacağınız zihni sinir sorularımızın kaynağı biz değil, bu filmlerin yaratıcılarıdır




Son Yorumlar